O kadar belli ki ne yapılırsa ne olacağı, o kadar belli ki bu bellilik beni deli ediyor. Beğenilmek, ama yanlış kişi tarafından yanlış yerinden beğenilmek o kadar kolay ki. Ne kadar kolay kendilerini ele veriyorlar, ne kadar kolay dökülüveriyorlar, ne kadar hızla akideleşiyor, ne kadar gevşekçe tespih gibi çekiliveriyorlar. Ben peki bunca kolaylığın içinde bu kadar güçlüyü nasıl buldum da onun kendisi oldum?
...Ne olduğunu bilmediğimiz ama hele dar zamanda hele en anlamadığımız zamanlarda dilimizin altına yuva yapmış bir yalan gibi çıkarıp işini gördürüp yerine sakladığımız kelimelerimiz cümlelerimiz var.
"Size bir kulübenin... bir evin yandığını söylesem, siz bunun kötü olduğunu söylerdiniz. Size yanan evin sizin eviniz olduğunu... bu evi ve içinde yaşayanları sevdiğinizi söylesem... savaşmak zorunda kalırsınız... bu yangınla savaşmak için... koşardınız... yangından nefret ettiğiniz için değil... evinizi sevdiğiniz için." Yerlinin ses tonu sertlești. "Zorbalar sevgi duymazlar, bayan. Korkudan öldürürler ve insanların yalvarmalarını görmek için işkence yaparlar... insanlarda kendileri kadar aşağılık bir sey olduğunu kanıtlamaya çalıșırlar. Bir direnişle karşılaştıkları zaman... vazgeçip kaçarlar. Bu nedenle Josey, Komançeroları yeneceğimizi biliyordu. Josey büyük bir savaşçıdır. Derinden sever... sevdiklerini öldüren her şeyden nefret eder. Bütün büyük
savașçılar böyle insanlardır." 'Yalnız''ın sesi yumuşadı. "Böyledir... ve her zaman böyle olacak."