Kübra

Bildiğim bir şey var, bir şey nasıl bozulmuşsa tersiyle düzeliyor. Ben kendimi dinleye dinleye böyle oldum. Kendimde bu kadar dinleyecek ne vardı, şeytanın talimatı ile mi böyle hafız kesilip gece gündüz kulağıma üfledim, sonra duyduklarımla, belki uydurduklarımla sağır, dilsiz ve taş kesildim, bilmiyorum. Dedim ya buraya nasıl gelindiği belli, ama dönüş yolu artık bana hem tür bana hem her tür aşinalıktan uzak, hem tarifsizce yorgun ve kırgınım, hem bilmediğim, ifşası yasak bir hastalığı senelerdir çekmeye o kadar alışmışım ki yaşamak aslen nerelidir, nasıldır, kimlerle geçinir bilmiyorum. Herhalde onu aldırmayanlarla ya da neyse.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·112 syf.··
2024 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2024 15:39
Burada tanıştığım ve varlığının farkına vardığım birkaç hesabın bana çok ilginç gelen paylaşımları sonrası bir dergi çıkardıklarını gördüm. İnternet üzerinden birçok yazısını bulabileceğiniz bu topluluk, bana, hala dolu dolu okumalar yapıp, aynı fikir ve inanç birliği içinde bir ülkünün ortaya konabileceğini gösterdi. İnancın altını çizmemin sebebi, genelde aynı inancı aynı şekilde paylaşan kişileri bulmanın güçlüğünden kaynaklanıyor. Bana hazine gibi geldiler. Bu yüzden paylaşımlardan ne kadar keyif alıyorsam, dergiyi okumaktan da o kadar mutlu oldum. Bu yüzden dergiyi bana ulaştıran ve derginin şairlerinden olan Yakuphan kardeşime bir kez daha teşekkür ederim. Her edebiyat dergisinde olduğu üzere farklı türlerde yazılar mevcut. Dergiyi açtığınızda Mum, Meşale ve Fener üçlemesi sizi karşılıyor. Muhsin Gazi Erdem'in hikayelerinde kullandığı dil, bende 1970'li yıllardan ışınlanmış bir genç izlenimi bıraktı. O ''eski zamanların'' jargonuna hakimiyeti hem hayranlık uyandırıcı hem de çok komik. Epey güldüren cümlelerle mizahını konuşturmuş. Bazı cümleleri o kadar güzeldi ki hikayeyi baştan bir kez daha okuyup yine gülmüştüm. "Fenomen dedikleri şey tıkıldakmış" cümlesine aklıma her geldiğinde gülebilirim. :) Ömer Talha Kavas'ın "Kendi kabuğuna çekilmek şu dünyada insanın yalnızca mecazen yapabileceği bir şey. Kabuksuz olduğumuza göre hepimiz yarım bir homeless sayılabiliriz. Hatta gerçek homeless'lar her anlamda altına girebilecekleri, istedikleri zaman istedikleri yerde uyuyabilecekleri battaniyelere sahip olmakla bize göre daha kabuklu ve evli sayılabilirler." çıkarımı da gülümseten alıntılara ekli benim için. :) Yazdıkları gelişime çok açık ve belli ki tefekkür eden bir insanın izleri var. Yakuphan Ustaoğlu'nun Açık Mektup şiiri o kadar güzel
Nedamet Dergisi - Vefa Sayısı (Kasım 2023)Nedamet Dergisi · Nedamet Dergisi · 202397 okunma
...yaşamaktan duyduğum ıstırap da sanki biraz yaşayamamaktan gibiydi. Ya da onu görememekten, dışarda kalmaktan, ayrı olmaktan ve onun mevcudiyetini hep hissedip kabul görmemekten. Acaba yaklaşmaya çalışsam mı diye aklımdan geçirmeye başladım ama kırk yaşında, nasıl söyleyeyim çocuk değil, gecikmiş bir ergen gibi gördüğüm kendimi, gördüğüm kendimi bıngıldağı kapanmamış gibi hissettiğim kendimi hayata bu saatten sonra ne olarak tanıtacaktım ki?
Sayfa 30·Kitabı okudu
Otuz yedi yaşına geldiğimde kendime kendi gözümle mi başkalarının gözü ile mi bakacağımı, hangisinin daha az tahripkâr olduğunu sezemez hale gelmiştim. Kendi kendime baktığımda bir türlü gerçeğin ne olduğunu seçemiyor, kendimle ilgili hayal mi, halüsinasyon mu, vehim mi, vesvese mi olduğunu bilemediğim bir karmaşanın arasından hasta, yarı baygın şekilde bin güçlükle sıyrılıyor, bir daha böyle dehlize girmeyeyim diyordum. Başkaları tarafından olası görünümümü düşünüp, o tarafa geçip bakınca da bu kadar ufaklığı, zavallılığı tahammül edilmez görüp kendimi yüceltemememin çaresizliği ile kaskatı bir cesede dönüyordum. Başka insanları bir şey sandığım anlaşılmasın, kendini bir şey sanmayan, başkasını hiç saymaz. Başkasına kıymet vermek (vermeye, verir görünmeye razı olmak da denebilir) için önce bir doymak, taltif edilmek, şu diken diken tüylerin yatıştırılması gerek ki dönüp başkasına da "Eh fena değil," diyebileyim. Bunu diyebilenler bir ağız birliği etmişçesine, cehennem çukurundan bir vesile uzaklaşmış, kısmen de olsa rahata ermiş, şimdi, tüm bunlardan sonra her şeye karşı müsamahakâr, olmuş, durmuş oturmuş halin tatlısını yemeye geçmiş, aslında başka da hiçbir şeyi değişmemiş insanlardır. Buna da olgunluk deniyor. Neden hep boynuzu kulağı düzen olgunlaşıyor da, işi rast gitmeyen, teslim olmayan, beceremeyen, becerebildiğine, muhatap bulamayan diken diken haliyle aslında olgunluğa daha yakınken en uzak kalan oluyor, bir de ayıplanıyor?
Sayfa 29·Kitabı okudu
İnsan gençliğinde değişikliğinden hoşlanıp, bunu zorla şerle, olmayanla derinleştirip kabartmaya, mayalandırmaya çalışıyor. Yaş ilerleyip de değişiklik gerçekten yaşanan bir hal olmaya başlayınca ve kimsenin de aslında değişiğin peşinde olmadığını anlayınca kendini ne yapacağını, nereye sığdırıp, kime ne kadarını göstereceğini bilemez oluyor.
Sayfa 29·Kitabı okudu