Her şehrin havasını beğenmenin, her şehirde bir güzellik bulmanın da bir tür tembellik olduğunu düşündü. Kabullenmeyi, razı olmayı kolay kılacak bir yol, kendini kandırmak.
Bazı kitaplar vardır, sadece göz atmak için elinize alırsınız ve kendinizi uykulu gözlere rağmen “okumaya devam etmeliyim” diye direnirken bulursunuz.. “Sıfır noktasındaki kadın” tam da öyle bir kitap.. Dün gece uyumadan önce göz atayım diye elime alıp, gece uyku tutmayınca sabahına bitirdiğim bir kitap oldu.. Nereden başlasam da anlatsam bilmiyorum.. Hayatta yaşadıklarımız bizi bu günlere taşıyarak şekillendirir.. Çocuk, aslında bir oyun hamuru gibi şekillenir çevresi tarafından.. Söylenen her söz, yaşanılan her olay çocuğu bugün olduğu kişiye dönüştürür.. Kimisi şanslıdır, kimisi bahtsız.. Ancak alkışlanacak şeylerde kişiler kendine pay çıkarırken, ayıplanacak konularda kendilerini ortaya koymazlar.. Sadece suçlarlar.. Bu kitapla bir kere daha görüyoruz ki, erkek egemen toplumlarda kadın aslında içsel olarak korkulan bir rakip gözlerinde.. Bilhassa erkeklerin okuyarak, Firdevs’in gözünden kendilerini görmeleri gerektiğini düşünüyorum.. Çünkü Firdevs’in gözünden görülenler, biz kadınların da gördükleri oluyor..
Benden neden bu kadar korktuklarını biliyordum. Çirkin gerçekliklerinin maskesini çekip almış, onların gerçek yüzünü ortaya koymuş tek kadındım. İnsan öldürdüğüm için değil -her gün binlerce insan öldürüyordu- varlığım onları korkuttuğu için beni ölüme mahkum etmişlerdi. Yaşadığım sürece güvenlikte olmayacaklarını, onları öldüreceğimi biliyorlardı. Benim yaşamam onların ölmesi,
ölümüm onların yaşaması demekti. Onlar yaşamak istiyorlardı. Yaşamak daha çok suç, daha çok yağma, sınırsız çapulculuk demekti onlar için. Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum.