İnsanlık tarihinde gereksizliklerden dolayı keşke olmasalardı denecek, silinip yok edilmek istenecek kim bilir kaç koca yüzyıl vardır! Dünyada kafa karışıklığıyla, şaşkınlıkla kotarılmış, bu gün bir çocuğun bile yapamayacağı ne çok şey vardır!
Sonsuz gerçeğe ulaşma hevesiyle insanlık önünde onu görkemli tapınağa, hükümdar sarayına götüren dolambaçsız, açık, aydınlık bir yol dururken, kim bilir hangi cehennemlere uzanan ne ıssız dar, karanlık, çapraşık yollara sapmıştır! Bütün öbür yollardan daha geniş, daha güzel, gündüz güneşle geceleri ışıklanmış pırıl pırıl yol dururken, insanlar sağır karanlıklara akmayı yeğlediler. Ve kaç kez gökten inen anlamı yitirdiler, uzaklaştılar ondan, yalpaladılar ve güpegündüz kendilerini yolun izin belli olmadığı sarp yerlere attılar, gözleri kör eden dumanlar içinde bıraktılar birbirlerini, bataklık ışıklarının ardına düşüp de kendilerini uçurum kıyılarında bulduklarında dehşet içinde sordular birbirlerine: "Nasıl çıkacağız? Yol nerede?" Bu günkü kuşaklar her şeyi daha açık görüyor; atalarının akılsızlıklarına şaşırıyor, şaşkınlıklarına gülüyorlar.
Türk kaderciliği. -Türk kaderciliğinin temel yanlışı insanları ve kaderi iki ayrı şey olarak karşı karşıya koymasıdır: insan kadere karşı koyabilir, onu bozmaya çalışabilir, ama sonunda kazanan hep kader olacaktır, der bu kadercilik. Hakikatte ise her insan kaderin parçasıdır, kadere belirtilen biçimde karşı koyduğunu düşünüyorsa, bunda da kader tecelli etmektedir, savaşım vermek bir kuruntudur, ama kadere boyun eğmek de öyle, tüm bu kuruntular kadere dahildir.
-Çoğu kişinin istencin özgür olmayışı öğretisinden duyduğu korku Türk kaderciliğinden duyduğu korkudur: insanın hiçbir şeyi değiştirmek elinde olmadığı için, geleceğin karşısında zayıf, boyun eğmiş ve ellerini önüne kavuşturmuş bir biçimde duracağını düşünürler: ya da bir defa belirlenmiş olan daha da kötü olmayacağına göre, tam dengesizliğin dizginlerini bırakacaktır. İnsanın aptallıkları da, akıllıkları gibi kaderin bir parçasıdır. Kadere inanmaktan duyulan korku da kaderdir.