Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin...
"On iki bin sene önce bir ırmak kıyısında çıplak ayaklı bir kadın, suya, toprağa, havaya ve insan olanın kemiklerine okumuştu ilk şiirin, ilk dizesini ve o günden bu yana dünyada Aşk vardı ve Aşk ölümsüzdü."
Seviyorum söğüt dalı atımı Tekme atmaz, ısırmaz. Ben yaşamak istiyorum, Bir ağac gibi, Serile serpile, boylu boyumca. Karınca kararınca değil ama. Anne girmem bu oyuncak dükkanına Orda toplar, tayyareler, tanklar var.·Kitabı okudu