Trakya'nın güzelliğini seyrederek gidiyorum; uçsuz bucaksız tarlalarını, baharın bağlarda bahçelerdeki güzel dokunuşlarını, yol kenarlarındaki insanların gülümsemesini... İnsan yaşadığı şehrin yarım saat ötesini görmez mi, görmezmiş. Sadece görmek için dışarı çıkmak gerekiyormuş. İnsan içine karışmak. İnsan başkasını da kendisi gibi bilirmiş ama "mutlu bu memleketin insanları" diye, geçiriyorum içimden. İnsan içine karışmadan hayatın devam ettiğini anlamak zorlaşıyor, bazen zaman bile duruyor. Duruyor elbet evde çıkardığım bütün saatlerin pilleri hatta birkaçı da cebimde.
Bilmek, anlamak için yeterli değil. Çocuksa bile söyleyen, koca adam olsa bile küsüyordu demek... İnsan öyle kırılgan ki büyüyen yaşına rağmen kalbi her daim çocuk.
Aklıma yüreğime hücum ediyor geçmiş zaman. Bazı eşyalar, kimi zaman kokular, bazen de insanlar fiziksel tepkilere yol açar. Bir insanın ayak sesleriyle yaşanan olaylar hatırlandığında kalp çarpıntısı yapıyor.
Var olan her şey bir gün yok oluyor. Vaktinde söylenmeyen sözlerin, sorulmayan soruların, alınmayan cevapların takvimleri nasıl değiştirebileceğini düşünüyorum...