Çoğu kişinin de yaptığı gibi Uçurtma avcısı ve Bin muhteşem güneş kitaplarından sonra okudum bu kitabı. Açıkçası bu kitaplardan sonra beklentim çok yükselmişti ama bazı yerler çok yüzeysel geçilmiş gibi hissettim okurken. Farklı bölümlerde farklı kişilerin hikayelerine yer verilmiş ama bazı hikayeler çok kesik ve eksik kalmış bana göre. Mesela İkbal'in oğlu ve Adel'in olduğu bölümde bana göre gereksiz betimleme ve Adel'in yaşantısı yerine İkbal ve ailesine ne olduğu anlatılabilirdi.
Kitaba farklı insanların gözüyle bakarak onların hayatlarını ve hissiyatlarını öğrenmiş olsak da baş karakterlerin yüzeysel anlatılması benim canımı sıktı açıkçası. Yunan doktorun hayatına bir bölüm ayrılmış ama Peri'nin Afganistan ziyareti ve doğduğu yere gitmesi birkaç cümle ile geçiştirilmiş. Abdullah zaten yok sayılmış, İdris ve kızı Peri'nin bakış açısından anlatılmış yalnızca. Oysa ben Onun yıllarca çektiği kardeş özlemini merak ettim kitap boyunca. Karşılaşmaları desen tam bir hayal kırıklığı. Son sayfalara sığdırılmış , anı kutusu da son anda hatırlarıp sıkıştırılmış bir kenara. Tam bir kavuşma bile denemez, Abdullah hasta olmasına rağmen kardeşinin geldiğini ve o olduğunu hissedebilirdi. Beyin unutur ama kalp unutmaz sözünden yola çıkılarak duygu yüklü sahneler olabilirdi çünkü ortada elli sekiz yıllık bir hasret var.
Önceki kitaplarda hiç yaşamadığım acı ve duyguları bu kitapta tam anlamıyla hissedemedim. Hikaye ve bölümler arası kopukluklar da akıcılığı etkiliyordu. Ara konumuz iki kardeşin birbirinden koparılması iken bir ara ciddi anlamda ne okuduğumu unuttum. Markos ve Thaila'yı anlatan kısımlar kötü değildi ama bu kitapta yeri olup olmadığı tartışılır. Yazar bu kısmı sırf Markos'un annesine bakmaktan kaçınması ya da annesinin bunu istememesini anlatmak için yazmış