Beklemek... Ah, insan hayatı mutluluk, öfke, hüzün, acı gibi türlü hislerle dolu, ama bu hisler hayatımızda yalnızca yüzde birlik bir yer kaplıyor. Kalan yüzde doksan dokuzu, beklemek ve yaşamaktan ibaret değil mi? Ha bugün ha yarın derken, koridorda yankılanacak mutluluğun ayak seslerini beklemekle geçiyor ömrüm fakat nafile. Ah, hayat denilen şey çok acımasız. Doğmamış olmanın daha evlâ olduğu bir gerçek hem de. Her gün, uyanacağımızı bildiğimiz bir rüyanın bitişini bekliyoruz. Bu çok acımasız. Keşke doğduğum için, hayatta olduğum için, insanlarla dolu bir dünyada olduğum için mutlu olabilseydim.
“Kimse göründüğü kadar dayanıklı değildir.
Sadece görünmeyen yangınlar, duyulmayan fırtınalar, gizlice çürüyen ruhlar vardır.
Nedir günler, nedir aylar?
Benim için bir önemi yok bunların;
Mezarda olan için zaman, anlamını kaybeder…”
Her gün dünyaya açık ol, düşünmeye hazır ol; söylenileni sadece söylendiği için kabul etmeye hazır olma, okuduğunu yeniden okumaya eğilimli ol. Her gün sorgula, sor ve kuşku duy. Sanırım en gerekli olanı kuşku duymaktır.