G. Orwell okumalarına 1984 ile başlamış biri için “Hayvan Çiftliği” belki bir yolculuk kitabı belki yoğun içeriği ile yoran kitaplar arasında soluk alınacak bir kitap olarak okunabilir.
———— SPOILER İÇEREBİLİR. ——————
* Napoleon ( lider domuz) ; Bay Jones’ ı( çiftlik sahibi) , tebeası altında olanları korkutmak ve akılları da fazla çalışmayan bu hayvancağızların güçlerini kendi iradesi bünyesinde şekillendirmek için kullanıyor. Tıpkı iktidarların kendilerinden önceki yönetimleri ya da aynı dönemde edindikleri ( kendi yarattıkları) düşmana karşı halkın nefretini bir yere kanalize etme düşüncesi gibi. Acımasızca; lakin iktidar için kaçınılmaz başarıyı getiren şey. Nefret, korku, düşman belleme...
* Hayvanlar isyan ettikten sonra da eski şartlarından çok daha iyi şartlarda yaşamıyor lakin kendilerini daha iyi hissettiklerini söylüyorlardı. Bunun sebebini ise bu çalışmaları birinin zevki için değil kendi iradeleri çerçevesinde yaptıklarını ZANNEDİYOR olmalarıydı. Yani ÖZGÜRLÜK. Evet, bugün herkesin “evet en özgür benim; hayır benim...” yarışlarının altında aslında kendilerine ait olmayan hayat isteklerini ; emeklerine karşılık, özgürlük sosuyla süslenmiş mutluluk palavralarını yaşarken buluyorlardı.
* hayvanlar arasındaki iktidarın; fiziksel güç ile çok ilintili olduğunu kitapta görüyoruz. Bu bana modern zaman insanını çok çağrıştırdı. Beynini geliştirmek için harcadığı zamandan daha fazla sını kol, bacak, göğüs kaslarını geliştirmek için harcıyordu. Oysa fiziksel güç ; hayvanlara özgü bir güç unsuru değil miydi ?
* Tıpkı halklar arasında olduğu gibi; hayvanlar arasında da boynu katmerlilere ( domuzlara ) ses çıkarmadıkça, hadlerini, sınırlarını daha önemlisi iktidara gelirken, pardon pardon isyan çıkarıp özgürlüklerine kavuşurken vaat ettikleri her şeyin aksine