Revengfox

Birbirimizin sıcaklıklığında yalnızlığı ağırlıyoruz
Puan vermedi·352 syf.··
2026 1. kitabı
İmkansızın Şarkısı üzerine düşündüğümde şunu fark ettim: Her kitap, aslında okuyana kendi hayatından bir parça anlatır. İnsan neyi yaşıyorsa, neyin eksikliğini ya da acısını hissediyorsa, metinde onu bulur. Bu yüzden bu roman da herkes için farklı bir anlam taşır. Kimisi onu sıradan bir gençlik hikâyesi ya da ahlaki sınırlar üzerinden eleştirilecek bir anlatı olarak görür, kimisi ise romantik bir hikâye gibi okur. Ama bana göre yazarın asıl anlatmak istediği şey çok daha derin. Roman, yalnızlık ve ölümün hayatımızın en başından beri bizimle olduğunu hatırlatıyor. Ortaokulda, üniversitede ya da yaşlılıkta… Yalnızlık hep var ve çoğumuz ondan kaçmaya çalışıyoruz. Aynı şekilde, gerçekten bize ait olan amaçlarımız yerine, toplumun bize öğrettiği hedeflerle yaşamaya çalışıyor ve bu yüzden derin bir amaçsızlık içinde savruluyoruz. Bu kaçış bazen bizi o kadar içine çekiyor ki, kimimiz bu yükün altında aklını bile kaybedebiliyor. Kitapta gençlik ile ölüm arasındaki zıtlık aslında yüzeyde görüldüğünden daha karmaşık. Ölüm, hayatın sadece bir parçası değil; onunla iç içe geçmiş, kaçamayacağımız bir gerçeklik olarak sunuluyor. İnsanlar yalnızlıklarını ve ölüm gerçeğini unutmak için birbirlerine tutunuyor, birbirlerinin sıcaklığında geçici bir sığınak buluyor. Ama bu da kalıcı bir çözüm değil. Başta bana Çavdar Tarlasında Çocuklar gibi görünmüştü; fakat bu kitap çok daha derin ve ağır bir anlam taşıyor. Üstelik bu derinliği hemen fark ettirmiyor. Hikâyenin sonuna kadar yazarın neyi işaret ettiğini tam olarak kavrayamıyorsun. Ama sonunda anlıyorsun ki, anlatılan şey aslında en başından beri hayatın ta kendisi. Ve belki de bunu gerçekten anlamak için… en sevdiğin birini kaybetmek gerekiyor.
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201514bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Allahın belası prense sövgülerimle...
Puan vermedi·394 syf.··
2023 8. kitabı
Öncelikle sözlerime Prense lanetlerimi sunarak başlamak istiyorum. Çünkü bu haysiyetsiz, alçak ve namussuz (her türlü hakareti hak eden) adeta kötülüğün yer yüzündeki temsilcisi olan adama kurguda olsa acayip derecede nefret duygusunu iliklerime kadar hissetmekten geri duramadım. Öncelikle efendim,romanımız ele aldığı karakterlerin kişiliklerinde çeşitli aşırılıklar bulunmaktadır. Örneğin Nataşa; Alyoşa'yı neden sevdiğini bilmeden seven ve her seferinde her hatasında affedip sevmesine devam eden bir karakter. Düşünün Alyoşa geliyor işte efendim Nataşa'ya onu aldattığını söylüyor hatta baya nasıl yaptığını bile söylüyor bizimki onu affedip hala sevmeye devam ediyor. Çıldıracağım. Ablam senin bir kadınlık onurun var kendine bunları nasıl layık gördün. Neyse efendim ne diyorduk en son, heh hatırladım karakterlerin kişilikleri. Bir de Nelly var (benim favorim ). Bu kızımızda da tam tersi her şeyi kendim halledeyim kimseye muhtaç olmayayım, kız gün yüzü görmemiş(harbi bu arada;bodrum katında filan kalmış) hep yoksulluk, hep keder, hep bir dram... Arabeskçi tayfa bunu görse bir şarkı da Nelly için bestelerdiler orasına eminim. Baba yok(şerefs*z prens çıkıyo sonrasında-herkesin kaderini elden geçirmiş alçak herif), anne hummalı, dede affetmiyor, yüzbaşının karısı dinlendirmeye götürüyor filan kısacası kız ölmüş bitmiş ağlayanı yok (aslında var Nataşa'nın annesi Anna anneanne) Vanya desen adam öyle bir sadakatle aşkına bağlı ki yok böyle bir şey. Nataşa sonunda diyor ya "bir düştü bu" keşke bir düş olsaydı da şu Vanya muradına kavuşsaydı. Kısacası okurken kahroldum. Dostoyevski dedeme buradan beni bu kadar acılara soktuğu için teşekkür ediyorum.
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2023 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2023 10:39
Nietzsche'e bir çok yönden katılıyorum aslında. Gerçekten de insan yaşamı sözlü ve sözsüz ahlak oluşumlarından üstün ve bunlar insanı yaşama karşı kısıtlıyor ama şöyle de gerçek var birey olarak değil toplum olarak varız ve yaşıyoruz. Yine ahlak üzerine kim yorum ya da bir fikir öne sürmüşse hepsine antitezlerini vura vura çürütmeye çalışmış klasik Nietzsche. Ama çok ağır bir kitap ya. Ve bastıramadığı(ya da bilerek gözümüze gözümüze soktuğu) kadın düşmanlığı. Ama düşününce ahlak diye bir şey yok. Tamamen davranışlar üzerine kurulu farklı bir moda akımı anlayışı
İyinin ve Kötünün ÖtesindeFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 20176,6bin okunma
Sinir krizi geçiriyorum
Puan vermedi·168 syf.··
2023 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2023 12:15
Öncelikle günlük hayatta erdem ya erdemsiz olarak nitelendirebileceğimiz kavramların anlamlarını bilmiyorsanız okuyun ama biliyorsanız kesinlikle boş verin. Açıkcası bir şeyi kırk defa yinelemiş hatta yinelemek için gerekçe ve anti düşüncelerle bu çember turunu adeta kutsal saymış(tabi yalnızca kendisi için, benim için adeta aynı şeyleri yazmak için yazmış çünkü bir katkısı yok) Düşünce basit: her kavramın erdemlisi olumsuzu ve olumlusu arasındaki orta noktadan geçer. Misal cesurluk ve ödleklik arası yiğitlik gibi, pinti ve savurgan arası cömertlik gibi gibi. Ama abi aklına gelen her kavramı tek tek yazıp örneklendirmek bambaşka ve acayip yorucu. Hem okuması ve eminim yazması niye böyle bir şey yaptı acaba. Kitabın sonuna kadar acaba şimdi başka bir şeyden bahsedecek mi diye okumaya devam ettim ama son sayfasına kadar erdemin orta noktada olmasına dair örneklerine devam etmiş. Bir de tek tek onları ayrı tanımlıyor ya sözlük okumuş gibi hissettim bir an kendimi ve bu gerçekten benlik değil. Bu kitabı bir düşünce ve fikir görmek için okumaya başlamıştım ama elde ettiğim tek şey bir düşünce için ne kadar çok örnek verilebilme ve yinelenebilme. Bir de epik sokrates'i gömme. Kısacası hayal kırıklığına uğradım!
Hayata Dair
Magna MoraliaAristoteles · Pinhan Yayıncılık · 2019149 okunma
yaralı gerçekler ve sonsuz acılar
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2021 65. kitabı
İncelemem sadece şahsi düşüncelerim üzerine olacaktır. Eserin üslubu ya da herhangi bir özelliği üzerine eleştiri yapmayacağım. Sadece bende önceden beridir var olan sorgulama anlayışıyla birlikte hissettiklerimi yazacağım. Bu türde melonkolik değil belki ama insanı hayatı sorgulatan, hayatı sorguladıkça insanı kahreden kitaplardan bahsediyorum. Yeraltından notlar, tutunamayanlar, bulantı, olağanüstü bir gece, amok koşusu, dönüşüm ya da babaya mektup. Bu kitaplar neden bu kadar canlı hep merak etmiş sorgulamışımdır. Beni kendisine çeken şey doğruları söylemelerimi yoksa hayatı daha çok nihilizme yormaları mı? Tek bildiğim şey çoğuna katılmak istemesem de katılıyorum hem de tüm irademle. Böyle kitapları okudukça gelişiyorum bir şeyler öğreniyorum hayat hakkında ama gitgide budalalaştığımı farkediyorum. Hayattan zevk alamaz bir hale döndüğümün, her dakikamı düşünmekle harcadığımı ya da ne bileyim sürekli kitap okumaya sarmam gibi. Böyle kitaplar okudukça daha da okuyasım geliyor ama bu tür kitaplarda da derin bir depresyona giriyorum. Çoğu kısımları eleştiriyorum ama tutunduğum kısımlar tüm zamanımı alıyor, amansızca derin bir sorgulama içgüdüsü ile beni yoruyor. Ama mutlu bir aptal olmaktansa böyle kitaplar okumayı tercih ederim. Eser... Eser harika capcanlı okuduğunuz sürece sanki sizinle yaşıyor gibi. Başta bazı şeyler abartılı geliyor ama yaşamayan ne bilir değil mi? Aslında ben sadece içki ile olan düşüncelerinin çıkmazlığı dışında hayatın boş beleş şeyler üzerine kurulu olduğunu söyleme cesaretinde bulunamayan anlatıcının sarhoşlukla bezeli olarak düşüncelerini yansıttığı kanısındayım. Ve bence kitabın asıl konusu da bu. Yazarın sayfalarca bahsettiği şey emin olun ki sarhoşluk içme değil toplumun sığ ve dar bakış açısı sonucu mecbur kalınmışlıklar. Hepimiz mecbur
Edebiyat
İntiharJack London · Oda Yayınları · 19921,843 okunma