Yaşadığın sıkıntılar, sahip olamadığın şeylerden değil, bırakmayı reddettiğin düşünce ve koşullardan doğar. Hiçbir şeye, insana veya sonuca kalıcı olarak sahip olamayacağını anladığında hayatı daha özgürce yaşarsın; gelenin tadını çıkarır, gideni kızgınlık duymadan uğurlarsın. Bu kopuş hali sevgisizleşmek değil, duygusal dengenin dışarıdaki hiçbir şeye bağlı olmadığını fark ettiğin bir olgunluk seviyesidir. "Her şey böyle olmalı" takıntısından uzaklaştığında gerçek güzellik görünür hale gelir; çünkü huzur dayatma değil kabullenişten doğar.
Kendini yargılamadan dinlemek zamanla içsel bir güç ritüeline dönüşür. Kaygılarının büyük kısmının çevreden değil, kendinle kurduğun kopuk ilişkiden kaynaklandığını fark etmeye başlarsın. Dinlenmeyen bir zihin karmaşaya sürüklenir; oysa gürültüden ve ekranlardan uzaklaşıp kendinle sakin bir an geçirdiğinde şaşırtıcı bir huzur belirir. Eksik olan sen değilsin, sadece kendinle olan bağındır. Kendi varlığından zevk almayı öğrendiğinde, artık duygusal kırıntılara razı olmaz, birine ihtiyaç duyduğun için değil paylaşmak istediğin için yakınlık kurarsın.
Kötü muamele görmüş ve travma geçirmiş çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, eskiden geçirdikleri travmanın yarattığı acıyı, sıkıntıyı ve kayıp verme durumunu dindiren sağlıklıbir toplumdur
...sen katışıksız , saf bir insansın. Bu, senin hem üstün bir niteliğin hem de kusurun. Sen katışıksız bir karaktersin ve bütün hayatın da katışıksız şeylerden oluşmasını istiyorsun; ama öyle olmuyor. ... Hayatın bütün çeşitliliği, bütün çekiciliği, bütün güzelliği gölge ve ışıktan meydana geliyor.