"Sat artık şu kamyonu! Karın tokluğuna geçiniyoruz zaten. Bugün bizim çocuk yeni bir çanta istedi. Gözlerine baka baka yalan söyledim. 'Sonra yavrucuğum.' dedim. Kalbim acıyor Rıfat. Yetti artık!"
Bir an duraksadı anne. Minicik bir çift göz uzakta olan biteni izliyordu. Susmak gerekti. Anne o minik elleri tuttu ve onu odasına götürdü. Bir odada anne ve çocuk; diğer odada ise kalbi, tüm gururu paramparça olmuş bir baba.
İşte böyle anlarda susmak gerekir. Çünkü böyle anlar kırgınlıklar doğurur, o kırgınlıklar büyür büyür ve insanın boğazına bir yumru gibi takılır. Kalp ağırlaşır, gözler yaşarır.
Oysa geçmişte çok güzeldir her şey. İki gönül de birbirini sever. Aşk evliliği yaparlar. Küçücük, fakir bir kasabada aşkları ike tüm dünyaya hükmedebiliriz zannederler. Fakat sadece aşk ilişkiyi devam ettirmek için yeterli gelmez. Saygı ölür. Denge ise bozulur. Toz pembe olacaklarını zannettikleri dünyadan pembe silinir, geriye ise kül gibi savrulan toz kalır.
Sessizce hüznüne gömülen Rıfat ise bu sessizliği motor sesi ile bastırmak istedi. Son kez bakacağını bilmeksizin evine hızlı bir göz attı. Kamyonetine atladı ve şehir merkezine doğru yola çıktı.
Fakat öyle anlar gelir ki bir anlık dikkatsizlik her şeyi paramparça eder. O an hayatın anlam bulduğu andır ama her şey için çok geçtir.
"Kamyonet şoförü hayatını kaybetti." Dile kolay dört sözcük bir dünyayı altüst eder. Bakanlar için ise hüzünden kale diker.
Geride ise sadece şu sözler yankılanır. "İnsanın pişmanlıkları vardır. Söylediği son sözler, gece yatağına girdiğinde aklına gelen, kalbini paramparça eden kırgınlıklar ve geride bıraktığı sevgililer."