Nasreddin hoca bir gün almış sazı eline, başlamış çalmaya ama hep aynı yeri tutuyormuş. Sormuşlar:"Hoca! Neden elini sazın üzerinde gezdirmiyorsun?" demiş ki hoca: " İşte onların arayıp da bulamadıkları yeri ben buldum. Onun için aynı yeri tutuyorum. Aslında onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar."
İşte bizim insani ilişkilerde tıkandığımız, çıkmaza girdiğimiz alan da burasıdır. Aynen Nasreddin Hoca gibi sazın bir yerini sıkıca tutmuş, bir usûl ve üslup geliştirmişiz. Muhatabın kimliği, kişiliği, mekanın farklılığını hiç önemsemeden, göz önüne almadan ilişki kurmaya çalışıyoruz.
her dudakta aynı rezil şikâyet: yaşanmaz bu memlekette! neden? efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? hayır, onlar türkiye'nin insanından şikâyetçi. insanından, yani kendilerinden. aynaya tahammülleri yok. vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz'laştıranlardır" .