"Birbirinize âşık değil misiniz?"
Sadece gülümsedi.
"Bu mühim mi? Sonuçta üç evladımızı büyüttük. Onlar için çabaladık ve onlara bir ev inşa ettik. Sen ressam olduğunda babanla seni desteklememiz, gelişmen için her seyi yapmamız bundandı. Sen benim olmak istediğim her şeysin çünkü baban benim yaşayamadığım her şeyi bir tanecik kızına yaşatacak kadar koca yürekli bir adam. Bu benim için dünyalara bedeldi."
Ayaklarımızın altında bir zemin yok artık. Bir çatımız da. Gelecek yok. Geçmişin izleriyse çoktan silinmeye başladı. Aşk, bize bu sonsuz boşlukta ev olacak tek şey.
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, Tüyap Kitap Fuarı’nda İthaki Yayınları standındaki bir görevlinin önerisiyle yüksek bir beklentiyle satın aldığım bir kitaptır Kadınlar Ülkesi. Distopik ve ütopik feminist romanları okumaktan ayrı bir keyif alırım. Kadının alternatif toplum yapılarındaki konumu, aldığı kararlar ve bu kararların sonuçlarıyla yüzleşme biçimi, çoğu zaman baş karakterlerle empati kurmamı sağlar. Okurken kendimi sık sık “evet, ben de böyle davranırdım” ya da “buna nasıl tepki vermezsin?” diye içten içe tepki verirken bulurum.
Ancak Kadınlar Ülkesi, bu beklentimi bütünüyle karşılayabilen bir kitap olmadı. Gilman’ın 1915 yılında kaleme aldığı bu eser, elbette kendi dönemi içinde devrimci bir nitelik taşıyor. Birinci dalga feminizmin temel meselelerini doğrudan yansıtan unsurlar barındırıyor. Ne var ki günümüz modern feminizmiyle birlikte okunduğunda, bazı noktaların artık tam olarak yerine oturmadığını söylemek mümkün.
Kadınlar Ülkesi, nüfusu yalnızca kadınlardan oluşan ve bir yanardağ patlamasının ardından meydana gelen deprem sonucunda tamamen dış dünyadan izole olmuş bir ülkeyi konu alıyor. Üç erkek kaşifin bu ülkeyi tesadüfen keşfetmesiyle hikaye şekilleniyor. Yaşadığı toplumdan oldukça farklı bir düzene ve işleyişe sahip olduğunu fark eden anlatıcı karakter Van, bu ülkenin tarihini, toplumsal düzenini ve bu düzenin hangi mantık çerçevesinde kurulduğunu bize aktarıyor.
Kadınlar Ülkesi’nde kadınlar kendi kendilerine üreyebilmekte; çocuklar tek annenin himayesinden ziyade kolektif bir bilinçle, toplumsal bir sorumluluk anlayışıyla yetiştirilmektedir. Savaşın, suçun ve mülkiyet kavgasının olmadığı bir düzen söz konusudur. Annelik toplumda oldukça merkezi bir yere sahiptir. Aynı zamanda dış dünyaya meraklı, öğrenmeye ve yenilenmeye açık bir toplum yapısı
Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi. cevapları şimdi arama. şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın.
bu her şeyi yaşama meselesidir. şu anda senin, soruyu yaşaman gerekiyor. belki daha ilerde, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın.