Ahmet Ümit’in okuduğum ilk kitabı olan İstanbul Hatırası, beni beklediğimden çok daha derinden etkiledi. İstanbul’da yaşayan biri olarak, bu kitabı okumak benim için yalnızca bir polisiye takip etmekten ibaret değildi; adeta kendi hayatımın içinden geçen bir hikâyeye tanıklık etmek gibiydi.
Her sayfada doğduğum, büyüdüğüm, defalarca yürüdüğüm sokaklardan geçtim. Bildiğim yerleri bu kez bir romanın atmosferinde, bambaşka bir gözle görmek, okuma deneyimini daha da yoğun ve gerçek kıldı. Sanki şehrin kalabalığında her gün fark etmeden yanından geçtiğim taşlar, duvarlar ve sokaklar birer birer dile geldi.
Roman boyunca süren merak ve gerilim, beni sayfaların içinde tutarken, asıl etkiyi sonu bıraktı. Hiç ummadığım bir şekilde bitmesi ve o son sahnenin yarattığı duygu, beni derinden sarstı. Okumayı bitirdiğimde sadece bir olayın çözülüşüne değil, aynı zamanda insanın içindeki kırılganlığa ve geçmişin ağırlığına da tanıklık etmiş gibi hissettim.
Benim için bu kitap, sadece sürükleyici bir hikâye değil; tanıdık bir şehri ve duyguları yeniden keşfetmek oldu. Ve bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile insanın içinde bir süre daha yaşamaya devam eder… Bu da onlardan biri olacak .