Hiç düşündünüz mü?..
Bir gün herkes sustuğunda, sözün değil vicdanın konuşacağı o yerde, kimlerle göz göze geleceğinizi?
Hani öylesine kırıp geçtiğiniz kalpler var ya…
“Bir şey olmaz” deyip hafife aldığınız o incelikler…
Hakkında konuştuğunuz o kişiler…
İşte onların hepsi, o gün birer ağırlık olup çökecek omzunuza.
Belki artık adını bile hatırlamadığınız birinin, sizin yüzünüzden içine gömdüğü kırgınlık çıkacak karşınıza….
Sizin çoktan unuttuğunuz, ama onun her gece yeniden yaşadığı bir cümle… bir bakış… bir susuş.
İnsan bazen kötülüğü bağırarak yapmaz. Sessizce yapar. Gülerek, küçümseyerek, yok sayarak…
Ve en tehlikelisi de budur zaten, kendini masum sanarak başkasının içini karartmak. Zira vicdan sustu mu, insan kendine bile yabancılaşır değil mi?
Ahiret yüzleşmektir. Kaçamadığın, inkâr edemediğin, üstünü örtemediğin bir hakikat.
Orada ne kalabalıklar araya girer ne de bahaneler kurtarır seni.
Sadece sen varsındır… ve senden çıkan her şey.
Bir kalbi ezdiysen, onun ağırlığını hissedeceksin.
Bir hakkı yediysen, onun eksikliğiyle duracaksın.
Ve en acısı, belki de ilk kez gerçekten anlayacaksın ne yaptığını. Ama çok geç…
Unutmayalım ki dünya unutmak için, ama ahiret hatırlamak içindir.
Vesselam..
Savaş, bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu tek tek ve savaşta bile radyolar susmuyor, evvel zaman önce patlayan barutların isini çalıyordu.
Dünyadaki kötülüğü affettiğimizde, kötülüğün büyüyüp yayılmasına izin vermiş oluruz. Bir savaş eylemine, merhamet göstererek karşılık verirsek düşmanlarımızı daha da vahşi hareket etmeye teşvik etmiş oluruz.