Kahramanlar ve düşünürler yürüyüp çıkıyordu ırmaktan, pey-gamberler, müjdeciler çıkıyor, biri "İşte orada, Aziz Tanrı, göster-diği yol bizi huzura kavuşturan Rabbimiz!" diye sesini yükseltiyor ve pek çok kişi onun peşine takılıyordu. Bir başkası da Tanrının yolunun insanı kavga dövüşlere ve savaşlara götüreceğini haykırıyordu. Biri ışık diyor, bir başkası gece diyor ona, biri baba, biri anne ismini yakıştırıyordu. Biri dinginlik, bir başkası devinim, ateş, soğukluk, yargıç, avutucu, yaradan, yok eden, bağışlayıcı, intikamcı diye niteleyip ona övgüler döşeniyordu. Tanrı kendisini adlandırmıyordu. Kendisine isimler takılsın, sevilip övülsün, lanet-lenip nefret edilsin, kendisine tapılsın istiyordu, çünkü evrensel koroların müziği onun tapınağı, onun yaşamıydı. Ne var ki, hangi isimlerle sevgilere, övgülere, kinlere, nefretlere konu edildiğine, kendisine huzur ve uyku aramak için mi, yoksa dans edip eğlen-mek, çılgınlıklarda bulunmak amacıyla mı başvurulduğuna baktığı yoktu. Her isteyen arayabilir, her isteyen bulabilirdi.