“Unutmamamız gereken bir hakikat da şu: Düşünen ve temaşa eden varlığı yani insanı yeryüzünden kovarsak, o ulvî ve dokunaklı tabiat kasvetli ve dilsiz bir sahne olup çıkar. Kainat susar, her tarafı sessizlik ve gece kaplar. Geniş bir inzivagâha döner âlem. Şahidi kalmayan olaylar, karanlık ve sağır, geçip giderler. İnsan olmasa varlıkların ne değeri kalırdı?... İnsan, kainatta olduğu gibi, eserimizde de baş yeri işgal edecek. Mevcudatın ortak merkezi o değil mi? Kalkış noktamız da, varış noktamız da o olmalı. Kendi hayatımla benzerlerimin mutluluğunu düşünmeyeceksem, tabiattan bana ne?”
Sevdiğin karın seni terk etti. Herkesin söylediğine göre: aşk, ama bu kaybettiğinde acı çekmek dışında ne anlama gelir? Onu sevdin ve onu kaybettin. Görünen bu. Ama oturup bir daha düşününce, senin söylemekten hoşlandığın gibi, onu kaybetmediğini veya kaybedemeyeceğini anlayacaksın, çünkü ona asla sahip olmadın. Asla senin değildi o. Başka insanlara sahip olmazsın, tıpkı onların da sana olamadığı gibi. Ayrı hayatlar yaşarsınız. İnsanlar bazen işine yararlar, alet çantasından işine yarayanı almak gibi bir şeydir. Diğer zamanlarda kaçınılması gereken birer engeldir ve bazen silinmeleri gerekir. Sonuçta, kendi aletlerinle baş başa bırakıldın, son derece düşmanca bir ortam, orada var olan her şey senin hayatını zorlaştırmak ve sonunda seni yok etmek için vardır.