Mnemosyne

Mnemosyne
@__Mnemosyne
İnsan gözlemcisi
İnsandan uzak yıldızlara yakın
573 okur puanı
Haziran 2025 tarihinde katıldı
‘Bir çift yeşil göz’deymiş ’ruhum’ meğer…
8/10
·84 syf.·
2026 61. kitabı
Beni tanıyanlar bilir ne kadar şiir sevmediğimi… Kitabı bir gecede bitirmiş ve çok beğenmiş olmanın sevinci, ayrıca yazarın arkadaşım olmasının vermiş olduğu mutlulukla bu incelemeyi yazmayı kendimde hak görüyorum. “Yirmili yaşların vermiş olduğu buhranla mücadele etmeye çalışırken karşıma geçip gözlerimin tam ortasına doğru bakarak ruhsuzsun demişti. Onca duyguyu ve düşünceyi satırlara döken bir şaire söylenecek en son kelimeyi özenle seçmişti. Yüreğimdeki sızıyla karanlık koridorda ilerleyip odama gitmiştim. Onun yapmış olduğu bu hamleye karşılık şairce cevap vermeliydim. Bilgisayarımı açıp masaüstüne yeni bir klasör ekledim: 'RUHSUZ' Yıllarca ruhu olan şiirler yazıp zıt isimle oluşturulmuş dosyanın içerisinde topladım. Karanlık yirmili yaşlarımın peşini bırakmazken otuz yaşıma girdiğimde hiç beklemediğim bir şey olmuştu. Bir çift yeşil göz hayatımı aydınlatmıştı. Aşkın vermiş olduğu ilhamla yazılmış şiirler kitabın ikinci bölümünü oluşturdu.” Arka kapaktan Hakkı Mert Canlı ‘nın kendi ifadelerini paylaşayım öncelikle. Kitap iki bölümden oluşmakta, ilk bölüm kendisinin de bahsettiği gibi, ruhunu arayan, bulamadığı için de kendini ‘ruhsuz’ zanneden, buhranlı bir içsel yolculuk ve hayatı sorgulama bölümü. Yaradılıştan bu yana değinilen Varoluşsal sorgular çokça hakim şiirlere. İlk bölümdeki şiirlerde vurgulanan bulantı hissi Jean-Paul Sartre ‘ın Bulantı kitabını okuduğum zaman hissettiğim o bulantı hissini anımsattı bana. Arayış, hayatı anlamlandırma çabası, insan ne için yaşamalı sorgulamaları o kadar yoğun ki… Kitap ince de olsa, uzun uzun kapak kapatıp düşündürdü bu bölümde. İkinci bölüm ise ‘bir çift yeşil göz’de ruhunu bulan bir yüreğin umudunu, yaşamı anlamlandırma tohumlarını serpiştiriyor yüreğinize. İlk bölümde kafanızda oluşan soru işaretleri ve üç noktalar birden
RuhsuzHakkı Mert Canlı · Ange Yayınları · 20243 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnızca iki harf öğrendim: A H!
9/10
·76 syf.·
2026 57. kitabı
İlk defa bir şiir kitabını baştan sona okudum, bitirdim. Önce kendimi bu, insanlık için küçük benim için büyük değişim ve gelişimden ötürü tebrik ediyorum ;) Bir şiir kitabına nasıl inceleme yazılır hiç bilmiyorum. Daha da önemlisi neden yazılır onu da bilmiyorum ama bu kitabın bence ilk olması ve çok da dokunması sebebiyle burda kendim için bir kaç şey söylemek arşivime kaydetmek ihtiyacı hissettim. Didem Madak Ahh! Hayatı fazlasıyla etkileyici. Onu okumak çocukluğuma estetik bir gözle bakmak gibi oldu sanki. Şiirler düz yazı gibi, içten, samimi, süslü değil ama dokunaklı, dramatik ama estetik de, masalsı bir anlatımla beraber oldukça gerçekçi. Çocukluğumuzun o masum telaşları, o nüktedan merakımız, büyüdükçe ayıldığımız ve anladığımız o anılar, aşk, sevgi, bazen öfke, kadın olmanın güzellikleri ve zorlukları… Kısacası kendinizden çokça şey bulacağımız şiirler. Büyümeye direnmemiş, olgunluğa erişirken içindeki küçük kız çocuğunu o haliyle koruyarak elinden hiç bırakmamış kadınlara bu kitap ;) İçinizdeki çocuğun sesiyle okuyup, şimdiki halinizin kalbiyle hissedersiniz umarım şiirleri… Keyifli olsun ve hüzünlü de :>
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,3bin okunma
Herkesleşmeyen herkese selam olsun;))
8/10
·80 syf.·
2026 48. kitabı
"Neden, neden beni tedavi ettirdiniz? Bromür ilaçları, aylaklık, ılık banyolar, gözetim, her lokmamda, her adımımda sefil bir korku... Tüm bunlar beni sonunda aptalın tekine çevirecek. Evet, delirdim, kendimi yüce biri sanıyordum ama neşem yerindeydi, dinçtim, hatta mutluydum. İlgi çekici şeyler yapan özgün biriydim. Şimdi daha düşünceli ve ağırbaşlı biriyim, ama ben böyle, herkes gibiyim, sıradan biri oldum çıktım, yaşamaktan bile sıkıldım... Ah, nasıl bana bu kadar acımasız davrandınız! Halüsinasyon görüyordum ama bunun kime zararı vardı? Soruyorum size, kime zararı vardı?" Kitabın özeti bu alıntıdır bence. Kahramanımız, akademisyen olan Andrey Kovrin… Kovrin, dinlenmek için taşraya gider ve burada “kara keşiş” adını verdiği hayali bir varlık görmeye başlar. Bu keşiş ona seçilmiş, üstün bir insan olduğunu fısıldar. Kovrin giderek bu düşünceye kapılır; delilik ile deha arasındaki çizgi bulanıklaşır. Be zihinsel çöküş süreci de böylece başlamış olur. Delilik ve dâhilik arasındaki o ince çizgi nerede başlar? Aslında gördüklerimizin hepsinin birer halüsinasyon olmadığı nerden bileceğiz? “Sıra dışı” dediğimiz kişiler, hangi sıranın dışında kalıp bu ünvanı haketti, bu sırayı kim belirliyor? “Normal” olmak mı, “Mutlu” olmak mı? Aslıl dedilik, tüm insanların biricik özelliklerini yok edip herkesleştirmekse? Ya deli olan deli dediklerimiz değil de, onlara deli gözüyle bakamlarsa? Ve daha uzayıp giden bir sürü soruyla siz boğuşurken kitap bitip gidiyor. Ama siz kapağı kapatamıyorsunuz… Cevap sunmayan, tam tersine bolca soru sorduran bir metin. İlk paragraftaki serzenişi toplumumuzdaki yaramaz diye doktora götürdüğümüz, hayata başlamadan DEHB teşhisi koyup, ilaçlarla sakinleştirdiğimiz dâhi çocukları getirdi aklıma. Matematik yapamıyor diye, kafasındaki müziği hiç
1000Kitap
Kara KeşişAnton Çehov · Kızıl Panda · 20239,6bin okunma
Ti megali amatria, canimuuu :))
8/10
·336 syf.·
2026 47. kitabı
“Periler padişahının kızı Züleyha gibi çırılçıplak saçlarını beline akıtmış, ayakta duruyordu. Su tanecikleri inci dizisi gibi teninden aşağı süzülüyor, su almak için eğilip doğruldukça, ıslak kalçaları Balkız'ınkiler gibi kabarıp sönüyordu. Birden yan dönünce, soluğum kesildi... Sevdiğim her şey onda toplanmıştı.” Kitabı bitirince, ‘Freud okusa çok beğenirdi’ diye düşündüm. Yetim ve öksüz, dede evinde büyüyen bir çocuk… Eşini erken yaşta kaybetmiş, rahmetli eşinin ailesi ile yaşamaya devam eden genç Rum bir gelin… Yazları Eleni hanımın yaşadığı köşkte, annesinin yanına gittiğinde, eksikliklerin açtığı yaraların tanıdık gelmesi ile başlayan, her yıl verilen bir ilişki… Kitabı onun gözünden ve anlatımından dinlediğimiz küçük kahramanımız, anne tarafının gözdesi, evdeki tüm ablalar tarafından sevilen sarılan, kucaklanan, beraber yatmak için sıraya girilen anne şefkatini bulamamış güzelliği ile gönüllerde taht kurmuş bir çocuk. Ölmüş dayısının dul kalmış eşi ile yaralarını sarmaya, eksikliğini hissettiği şefkati bulmaya başlar. Her yaz bu ilişki Freudyen bir tarzda anne şefkatinden, öğretmen hayranlığa, abla beğenisinden, kadın cazibesine evrilir. Şefkat arayışı sonlarda şehvet arzusuna dönüşür. Bayan Eleni, önceleri kökeninden ötürü istenmeyen, tanıdıkça hanımlığı ve asaleti ile çok sevilen Rum gelin. O kadar benimsenip sevilmiş ki eşini kaybettikten sonra, onun ailesi ile yaşamaya devam etmiş. Ama hayattan kopmuş, içine çekilmiş. Çocuğu da olmadığı için içindeki boşluğu hiç doldurmamış. Ta ki küçük kahramanımız gelene kadar. İçindeki anne şefkatini bu kanatsız kuşa o kadar güzel aktarmış ki, ona uçmayı öğretmeyi kendine görev bilmiş ve bu görevi zevkle yerine getirmiş. Onu büyütürken öğretmiş, anlatmış dinlemiş… İki yaralı yürek birbirinde derman aramış. Çocuk her
1000Kitap
Korkma İnsancık KorkmaTurgut Özakman · Bilgi Yayınevi · 20181,181 okunma
Cennetin dibinde, cehennemdeki çığlıkları duyabilirsiniz…
9/10
·251 syf.·
2026 46. kitabı
Öncelikle söyleyebilirim ki en az okuması kadar zor bir inceleme olacak. Ne kadar dilim döner bilmemekle beraber bu kitabın bende bıraktığı izler burda kalsın istediğim için yazacağım. Cennetin Dibi’nde , eğer konforlu bir okuma, edilgen bir aydınlanma bekliyorsanız çok beklersiniz. Çünkü gündüz bu sefer okuyucuya, Cehenneme Övgü’deki gibi şahane tespitlerini yapıp, ‘buyur okuyucum’ dememiş. Bu kitapta okuyucuya, bilgileri verip, konuya dair örneklerden bir tutam koyup, devamını okuyucunun tamamlamasını isteyerek okuyucuya, ‘gel okuyucum, bunları da bi araştır, şimdi bu bilgiler ışığında çıkarımını yap’ demiş resmen. Hal böyle olunca okuyucu da, ‘aaa bu böylemiymiş’ demiyor, ‘nasıl ya, bu nasıl olmuş’ diyerek başlıyor bir yolculuğa… Bir elimde kitap bir, elimde telefon önümde defter, okudum, araştırdım, not aldım. Kitabın yarısı kadar araştırma yapıp bilgi edinince haliyle zorlayıcı, farkındalığı yüksek ve aktif bir okuma oldu. Kitap arkası yazısından içerik bilgisini de vermiş olayım şuraya; Gündüz Vassaf Cennetin Dibi kitabıyla, bu sefer de bizi modern insanın sınır tanımayan eğlencelerinin dipsiz kuyularına indiriyor. Rüyaların satılıp hükümetlerin kiralandığı beldelerde Freud'un kuramlarını Amsterdam’da yaşama geçiren genelevlere uğruyor, Yunan adalarında özgürlüğün yepyeni yaşam biçimlerini hayata geçiren kolonilerle karşılaşıp Çin gizli servisinin içyüzünü açığa çıkarıyor, renk renk cenaze törenlerinde dinlerin özelleştirilme çabalarına tanık oluyorsunuz. Kitabı okurken bir sürü bilgiler de ediniyorsunuz. Ama bilgilendikçe yoğunlaşan bir soru işaretleri bulutunun altına girip sunulanların doğruluğundan da şüphe etmeye başlıyorsunuz. Ancak "Prenses Diana" gibi, bilimkurgu tadındaki kimi öykülerin "doğrulandığını" basın ve televizyonun fark etmesi de Cennetin Dibi'nin şaşırtıcı
1000Kitap
Cennetin DibiGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 20192,715 okunma