Maşide E.

Maşide E.
Devran çarkını tersine çevirmeli..
Karı-koca arasındaki denge:
Bir diğeri de şöyle diyor: "Dört açıdan kadın erkekten aşağı olmalıdır. Yoksa erkeğini horlar: a) Yaş, b) Uzunluk, c) Mal, d) Asâlet. Kadın şu dört açıdan da erkeğinin fevkinde, üstünde olmalıdır: a) Güzellik, b) Terbiye, c) Vera, d) Ahlâk." Evliliğin devamı süresince iradedeki samimiyetin emâresi ise güzel huydur.
Sayfa 237·Kitabı okuyor
Din
mahru isimli okura yanıt verildi
Maşide E.
Arkadaşlar, evvel paragrafta kadının erkekten aşağı olması gerektiğine dair maddelerin yer aldığı hususlar dikkat edilirse âfâk yani dış dünya ikinci paragrafta yer alan maddeler ise enfüs yani iç dünya; birincisi daha çok maddiyat ikincisi daha çok maneviyatla alakadar hususlardır. Şimdi zâhirde evin reisi “baba” vasfıyla erkektir. Ancak esas olarak manevî konularda evin ve evlatların tedbîri/idâresi “anne” vasfıyla kadındadır. Elbette şer’an koca karısına küfüv/ denk yani münasip olmalıdır. Bunun da en mühimi diyanet noktasında olanıdır. Ancak kadının bu konularda (terbiye, verâ, ahlak) üstün olması tabiri caizse evin manevi anlamdaki sultanı olmasının bir gereğidir. Diğer bir konu erkek yapı ve fıtrat olarak kadına göre daha baskın yaratılmıştır. Sanıyorum bu konuda hemfikiriz (?) Dolayısıyla yukarda sayılan genel manada dış dünyaya ait özelliklerde elbette kadının üstün olması erkek tarafından istenen bir durum değildir. Burada yaş konusunda belki aklınıza Hz. Hatice (r.anha) vâlidemiz gelecektir. Ancak arkadaşlar vâlidemiz Hz. Peygamber’e (s.a.s) itaat noktasında ne malını ne canını ne de yaşını hiçbir zaman Resulullah’ın önüne geçirmiş değildir. Şimdi genel olarak uzağa gitmeye gerek yok yakın çevrenizden bunu gözlemleyerek konuyu daha iyi kavrayabilirsiniz. Eşinden yaşça büyük olan malı çok olan ve daha asil bir aileden gelen bir kadının eşine, dış dünyaya dair hususlarda itaat etmesi neredeyse imkansızdır. Bakınız maneviyat söz konusu olduğunda demiyorum bilhassa maddi konularda. Bu konuda bize Nisa sûresi 34. ayet-i kerîme yeterli olacaktır diye düşünüyorum. “Erkekler kadınlar / kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir. O halde iyi kadınlar: itaatli olan ve Allah kendi haklarını nasıl korudu ise, kocalarının yokluğunda, onların hukuklarını koruyan kadınlardır…” Gelelim güzellik konusuna burada anlaşılmayacak bir durum yok aslında حَسَن kadında güzellik, erkekte yakışıklı olma durumunu ifade etmektedir. Bakınız bugünün evliliklerinde en çok problem yaşanan durumlardan birisi erkeğin güzellik noktasında eşini geçtiği durumlardır. Yani koca hanımından daha dikkat çekici bir vecih ya da fiziksel özelliklere sahipse bu hanım için daha zor bir imtihandır. Güzel bir kadın hayal edin kocası yanındayken (lütfen uç örneklere gitmeyin akıl hastası ya da manyak değilse) başka erkekler o kadına bakma sarkıntılık yapma cesaretini gösterebilir mi? (Zaten burada Müslüman erkek ve kadınlar için konuştuğumuz için; Müslüman bir kadın tesettürü ile bu güzelliğini elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendisine celbetmemek, onu darıltmamak ve kıskandırmamak için tesettürüne riâyet eder ve o pis bakışlara engel olur) Ama erkek eşinden bu konuda üstünse maalesef diğer kadınlar hanımının yanında hem bakmaktan hem de afedersiniz sarkıntılık yapmaktan geri durmayacaktır. Bu anlamda kadın kocasını muhafazaya alamadığı için erkeğin bu konuda hataya düşme oranı daha yüksektir. Maalesef bu konuda erkek kadından daha zayıftır. Bu yüzden Nur sûresinde ilk uyarı kadınlara değil evvelâ erkekleredir: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.” Hasılı bu durumlar azâmi olarak dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bir evliliğin saadeti ise kadın ve erkeğin arasındaki karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbetle devam edecektir İnşAllah..
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oysa laiklik Atatürk tarafından icat edilmedi. Ayrı bir dini, ayrı bir tarihi, apayrı toplum dokusu ve özellikleri bulunan Fransa'da doğdu. Kilise ile devlet çatışmasından ortaya çıktı. Üstelik de bir ihtilalin şartlarında... Atatürk onu icat eden insan değil, yalnızca Fransa'dan ithal eden insandır. Bizim okuduğumuz ders kitaplarında "Türk alfabesi" olarak adı geçen mevcut harf sistemimiz ne kadar "Türk alfabesi" ise, üç ayrı devletten alınan hukukumuz ne kadar "Türk hukuku" ise, laiklik de ancak o kadar "Türk laikliği"dir...
Maşide E.
Nice detection Nisa her zamanki gibi ✌🏻