“ Taş devri gibi, tunç devri gibi insanların bir de gül devri geçirdiklerini düşünüyorum. Nasılsa o devirden kalma bir takım adamlar yaşıyor yeryüzünde..kimbilir belki ayrı bir kolonileri vardır hâlâ bir yerlerde, orada bu çiçekleri yetiştirip dünyanın her yerine ihraç ediyorlar..”
Yıllar önce -ben küçükken- ablamın kitabı aldığı günü hatırlıyorum. Sonra nasıl tevafuk olarak benim kitaplığıma geldi bilmiyorum. Belki teberrüken bırakılmıştı belki de ben o yaşlarda kapağını beğendiğim için ablamın kitaplarının arasından almıştım:)
Uzun yıllar kitaplıkta bekledi. Hatta gününü bekledi diyebilirim. Bir Hocam demişti ki bazı eserler sizin ona ihtiyacınızın olduğu zamanı bekler. Bu kitabı da gerçekten seyrimde derin düşüncelere daldığım, bir sûfînin; neden ve nasıl demeden teslim olabildiğini düşündüğüm, ne maksatla diğer insanlara nazaran daha farklı imtihanlara tâbi tutulduğunu idrak etmeye çalıştığım, yürüdüğü yolun sûfîye insanî ilişkilerde daha hassas olmasını zorunlu kılışını sorguladığım, başına gelen her hâdiseye karşı neden katiyyen müteyakkız kalmasının gerekli olduğu üzerinde uzunca durduğum.. hâsılı bu konulara dair bir çok hususta kafa yorduğum bir dönemde okudum. Normalde bu tarz bir kitabı daha kısa bir sürede bitirmem gerekirken söz konusu düşünceler eşliğinde okuduğum için ruh halime göre süreç yayıldı diyebilirim. Eğer gündeminizde bu konular varsa ve bu düşünceler artık size ağır gelmeye başladı ve cevap arıyorsanız sizin de bu sûfî kitabını okuma vaktiniz gelmiş olabilir..
“Taşın sertliğini anlamak ne kadar zaman alır dersiniz, taşın başınızdan sert olduğunu anlamak? Eğer mesele itimat meselesiyse insanlar neden tekrar tekrar kendilerine hiçbir tatmin getirmeyen ihtiraslara kapılıyor dersiniz?”