لَنْ يَنْفَعَ حَذَرٌ مِنْ قَدَرٍ وَلَكِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ فَعَلَيْكُمْ بِالدُّعَاءِ عِبَادَ اللَّهِ.
"Kaderden sakınmak kaderi def' etmez. Lâkin salihlerin duası, nüzul etmiş ve edecek olan elem ve musîbeti def' etmeğe ve kaldırmağa medar olur. İş böyle olunca ey Allah'ın kulları, dua ediniz."*
Bu kutsal lider kültü, Mustafa Kemal Atatürk'ü tarihîleştirmeye ve dolayısıyla dönemi üzerinde bilimsel çalışmalar yapmaya mâni oluyor. Sizin kitap boyunca vurguladığınız temel mesajlardan birisi de bu. Atatürk'ün tarihîleştirilememesi 21. yüzyıl Türkiye'sine neler kaybettirir?
Atatürk'ün tarihselleştirilememesi, onun içinde yaşadığı ortam, zamanın ruhu ve döneminin egemen düşünce akımlarından etkilenmeyen bir yanılmaz feylesof-kral, Erken Cumhuriyet'in de bir "altınçağ" olarak değerlendirilmesi, Türkiye'nin sıklıkla atıfta bulunulan ama içi doldurulamayan kurucu ideolojisinin anlaşılması ve tartışılmasını imkânsız hale getirmektedir. Şahıs kültü ve altınçağcılık temelli bu yaklaşımın etkinliğini sürdürmesi, Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümünün idrak edildiği bir zaman diliminde, post-modern gerçekliğin toplum önüne koyduğu sorunların tartışılmasını da engellemektedir.
Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu
Bir Kitap
Bir Yazar
Atatürk'ün "En hakiki mürşit ilimdir" vecizesinin arkasında ne tür okumalar; fikrî, felsefî ve ideolojik kabuller ve tecrübeler yatmaktadır?
Atatürk'ün günümüzde de sıklıkla atıfta bulunulan vecizesi, "Hayat içün...en hakikî mürşid ilimdir, fendir," kullanıldığı bağlamda değerlendirilmesi gereken bir yorumu dile getirmektedir. Bu özdeyişin, sıklıkla yapıldığı gibi, "bilimin önemine atıfta bulunan" bir ifade olarak yorumlanması ciddi bir indirgemecilik olur. Dile getirilen, şüphesiz, asır sonu gerçekliğinde yükselişe geçen yeni bilimciliğin dünya görüşüdür. Bilimin "önemli" olduğunu belirtmek ile onun "yegâne yol gösterici olduğu"nu savunmak arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Cumhuriyet kurucusunun burada dile getirdiği, 19. asır Alman vülger materyalizminin temel tezi olan geleceğin toplumunun tek dayanağının deneysel bilim olacağı, onun dışında herhangi bir kaynağa yönelmenin anlam taşımayacağı ve onun dinlerin arka plana itilmesi ve tedricen bütünüyle sahneden çekilmeleri sonrasında doğacak boşluğu "bilimsel ahlâk" yaratarak dolduracağı inancı vardır. Bu ifade, bir anlamda, asır sonu bilimciliğinin veciz bir özetini yapmaktadır.
Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu
Bir Kitap
Bir Yazar