Atatürk'ün "En hakiki mürşit ilimdir" vecizesinin arkasında ne tür okumalar; fikrî, felsefî ve ideolojik kabuller ve tecrübeler yatmaktadır?
Atatürk'ün günümüzde de sıklıkla atıfta bulunulan vecizesi, "Hayat içün...en hakikî mürşid ilimdir, fendir," kullanıldığı bağlamda değerlendirilmesi gereken bir yorumu dile getirmektedir. Bu özdeyişin, sıklıkla yapıldığı gibi, "bilimin önemine atıfta bulunan" bir ifade olarak yorumlanması ciddi bir indirgemecilik olur. Dile getirilen, şüphesiz, asır sonu gerçekliğinde yükselişe geçen yeni bilimciliğin dünya görüşüdür. Bilimin "önemli" olduğunu belirtmek ile onun "yegâne yol gösterici olduğu"nu savunmak arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Cumhuriyet kurucusunun burada dile getirdiği, 19. asır Alman vülger materyalizminin temel tezi olan geleceğin toplumunun tek dayanağının deneysel bilim olacağı, onun dışında herhangi bir kaynağa yönelmenin anlam taşımayacağı ve onun dinlerin arka plana itilmesi ve tedricen bütünüyle sahneden çekilmeleri sonrasında doğacak boşluğu "bilimsel ahlâk" yaratarak dolduracağı inancı vardır. Bu ifade, bir anlamda, asır sonu bilimciliğinin veciz bir özetini yapmaktadır.
Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu
Bir Kitap
Bir Yazar
“Müşrikler, kendilerine bir uyarıcı geldiği takdirde, doğru yola uymada, önceki ümmetlerden daha ileride olacaklarına dair Allah'a var güçleriyle yemin ediyorlardı. Fakat kendilerine bekledikleri uyarıcı gelince, bu onların doğru yoldan daha da uzaklaşmalarına sebep oldu."
(Fâtır 35/42)
"Peygamberleri apaçık delillerle ve kitaplarla gönderdik. Sana da, hikmet ve öğüt dolu bu Kur'an'ı indirdik ki, kendilerine indirilen gerçekleri insanlara apaçık bir şekilde anlatasın ve böylece onlar da Allah'ın âyetleri üzerinde sistemli bir şekilde düşünsünler."
(Nahl 16/44)