"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Bir işle meşgul olan mutlu bir moron grubunu düşünün. Açık bir alana tuğla taşıyorlar. Tuğlaların hepsini alanın bir ucuna dizer dizmez, bunları karşı tarafa taşımaya başlıyorlar. Bu hiç durmaksızın devam ediyor ve yılın her günü aynı şeyi yapmakla meşguller. Bir gün moronlardan biri kendi kendine ne yaptığını soracak kadar duraklıyor. Tuğlaları taşımanın ne gibi bir amacı olduğunu düşünüyor. O andan itibaren yaptığı işten daha önce olduğu kadar mutlu değildir.
Ben neden tuğlaları taşıdığını merak eden moronum.
Maslow'un temel görüşlerinden biri bireyin temel motivasyonunun "eksiklik" ya da "gelişime" yönelik olduğudur. Psikonevrozların hayatın erken dönemlerinde başlayarak belirli psikolojik "gereksinimleri" -yani, güvenlik, ait olma, özdeşleşme, sevgi, saygı, prestij yerine getirme eksikliğinden doğan bir eksiklik hastalığı olduğunu düşünmektedir. Bu gereksinimleri doyurulan bireyler gelişme yönelimlidir: olgunlaşma ve kendini gerçekleştirme için doğuştan getirdikleri potansiyellerini gerçekleştirebilirler. Gelişme yönelimli bireyler eksiklik yönelimli olanların aksine kendilerine çok daha fazla yeterler, pekiştirme veya haz elde etmek için çevrelerine çok daha az bağımlıdırlar. Başka bir deyişle, onları yöneten belirleyiciler sosyal ya da çevresel değil içseldir...
İnsan kendi "ıssız yerlerine" düşünce dünya birden bildik olmaktan çıkar. Böyle durumlarda Kurt Reinhardt şunları söyler:
Son derece esrarengiz bir şey onun ve dünyasının bildik nesneleri arasına, onun ve arkadaşlarının arasına, onun ve "değerlerinin" arasına girer Kendisinin olarak gördüğü her şey solup gözden kaybolunca tutunabileceği hiçbir şey kalmaz. Tehdit eden şey "hiçtir" (hiçbir şey) ve kendisini tek başına ve boşlukta bulur. Ama bu karanlık ve korkunç acı gecesi geçince insan rahat bir soluk alır ve kendi kendine: bunun sonuçta "hiçbir şey" olduğunu söyler. "Hiçliği" yaşamıştır.
Heidegger insanın dünyayı tanıma duygusunu kaybettiği duruma gönderme yapan "esrarengiz" ("evde olmama") terimini kullanmaktadır.
Yalnızlık-çaresizliğin bu birleşik etkisi, kendi seçimimiz olmayan bir varoluşun içine onayımız olmaksızın itilmiş olduğumuzu fark etmeye yönelik anlaşılabilir duygusal bir tepkidir. Heidegger bu durumu ifade etmek için "fırlatılmışlık" terimini kullanmıştır.