"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Oysa kabullenmemiz gereken gerçek çok basit: Başarısız olacağız ve bu oyunu kaybedeceğiz. Ancak oyunu kaybetmek, poker masasından kalkmamızı gerektirmiyor. Çünkü başarısızlık ile kaybetmek arasında hiçbir bağ yok. Kaybetmek ile asıl bağı olan şey, vazgeçmek. Tüm bu sosyal medya dolduruşları ve kişisel gelişim zırvaları arasında bu bağı hızla unutuyoruz. Başarı ve başarısızlık, iki karşıt uç nokta değil; tam aksine başarıya giden yol, başarısızlıklardan geçiyor.
Dört bir yanımız muazzam başarı hikâyeleri ile dolu olsa da işin aslı başarı istisna ve başarısızlık ise asıl olan. Üstelik başarıya dair hiçbir şey bilmiyoruz.
Önyargılarla dolu inançlarımıza bağlı kalmak noktasında çok inatçıyız ve üstelik ne kadar saçma olsa da aldığımız her kararı kendimize makul hale getirecek rasyonel sebepler üretmek noktasında da çok yetenekliyiz.