Öncelikle bu kitabı çok sevdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Öyle tatlı ve akıcı bi dile sahip ki okumaya başladıktan sonra hiç ara vermek gelmedi içimden ama kitabın 481 sayfa olduğunu düşünürsek göz sağlığımı koruma fikri daha ağır bastı:’)
Kitap Profesör Maximillian Wagner'in 59 yıl sonra İstanbul’a gelmesiyle başlıyor. Onu karşılamaya giden 36 yaşındaki sıradan yaşamında sürüklenip giden Maya Duran'ın profesörün hayat hikayesine duyduğu merakıyla birlikte kitabın derinlerine iniyoruz.
Eserde nazilerin yahudi düşmanlığına, 2000’li yılların Türkiye'sine, o dönemde insanların kadınlara bakış açılarına, Maya Duran'ın anneannesi ile babaannesinin başına gelen olaylara ve tarihin önemli birkaç hikayesine de değiniliyor.
Kitap kesinlikle çok sürükleyici, çok fazla mesaj içeriyor. Bazı cümlelerde takılı kalıp durup düşündüğüm çok oldu. Hiçbir zaman sizi harikulade şaşırtacak olaylar yaşanmıyor bence ve sonu da büyüleyici bitmiyor ama anlatım tarzı sizi bir o kadar da içine çekiyor. Hatta Zülfü Livaneli bu kitap için şöyle söylüyor; “Ben bu hikâyeyi güzel olsun diye değil, anlatmaya değer bulduğum için yazıyorum."