Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Tanrı, zorunlu varlık olduğundan mahiyet sahibi değildir. Çünkü varlığın zorunluluğu, aklen birleşikliği ve dolayısıyla bir illete muhtaçlığı gerektiren mahiyet-varlık ayırımına kapalıdır. Bu anlamda mahiyetsizlik, zorunluluk ve muhtaç olmama (istiğna) demektir. Diğer akılların tamamı mahiyet sahibi varlıklardır. Çünkü bunlar, varlıklarını bir illetten aldıklarından yok iken varlık kazanan , diğer deyişle salt bir anlam iken tahakkuk etmiş bir mevcuda dönüşen şeylerdir. Bu sebeple bütün akıllar varlık-mahiyet ayırımına konu olurlar.
Sayfa 28 - İsam Yayınları
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gazzali ve Şehristani gibi kelamcılar Fahreddin er-Razi'den önce İbn Sina'ya yönelik eleştiriler yazmış ve özellikle Gazzali'nin Tehafüt'ü çok etkili olmuşsa da Fahreddin er-Razi'nin Şerhu'l-İşârat'ı, İbn Sina'ya hem sistem dışından hem sistem içinden eleştirilerin olanca ayrıntısıyla ortaya konulduğu en önemli klasik eserdir. Bu eser, İslam düşünce geleneğindeki en yetkin eleştirel felsefe okumasıdır. Ayrıca Fahreddin er-Razi sadece eleştirmen olarak değil , bunun yanı sıra bir şârih olarak da İbn Sinacı geleneğin en önemli isimlerinden biridir. İbn Sina'nın dağınık olarak incelediği pek çok mesele Fahreddin er-Razi tarafından sistemleştirilmiştir. Sadreddin Konevi ise İbn Sina metafiziğini aklın bilme gücünün en yetkin temsilcisi kabul ederek istidlal yönteminin insanı şeylerin hakikatlerine ulaştırıp ulaştırmayacağı ve insanın soyut hakikatleri nasıl bileceği sorularını tartışan süfilerden biridir. Konevi'yi önemli kılan şey, istidlal yönteminin sınırlılığını iddia ederek nefsin tümel bilgiye ulaşabileceği başka bir yönteme dikkat çekmesi ve metafiziğin alt başlıklarını bu yöntemin verileri doğrultusunda incelemesidir. Konevi, vahdet-i vücud düşüncesinin İbnü'l-Arabi'den sonra gelen ikinci önemli ismi olduğundan onun eleştirileri sonraki süfilere dayanak teşkil etmiştir. Diğer deyişle nazar geleneğindeki felsefe eleştirileri Fahreddin er-Razi'ye, müşahede geleneğindeki eleştiriler ise Konevi'ye düşülen dipnotlar mesabesindedir.
Sayfa 23 - İsam Yayınları
Felsefe
Metafizik bilginin imkanı sorunu bağlamında birinci ilkenin ortaya çıkardığı en önemli soru, ilk bilgilerin insanda nasıl oluştuğu ve diğer bilgilerin bunlardan nasıl türediğidir. İkinci ilkenin yol açtığı en önemli soru ise nefsin makulleri nasıl idrak ettiğidir. Her iki ilke bir arada düşünüldüğünde cevaplanması gereken en önemli soru ise nefis-beden ilişkisinin nasıl açıklanacağıdır. Şu halde metafizik bilginin imkanı sorunu, klasik felsefi ilimlerden mantık, psikoloji ve metafizik olmak üzere üç disiplinde farklı açılardan incelenen karmaşık bir meseledir. Yazdığı eserlerin çoğunun günümüze ulaşmadığını dikkate alarak Kindi'yi istisna edecek olursak Farabi ve İbn Sina, mantık, metafizik ve psikoloji alanında sonraki dönemleri etkileyen eserler yazmışlardır. Mantık ve siyaset felsefesi alanını sorun edinen Farabi'den farklı olarak İbn Sina, nefis-beden ilişkisinin mahiyeti, nefsin bedenden soyutlanmasının (tecerrüt) aşamaları, nefsin soyut olduğu kabulüne rağmen varlık hakkında kuşatıcı bilgiye ulaşmanın önündeki engeller, tümel bilgideki keyfiyet farklılıkları, metafizik bilgiye ulaştıran yöntemin eksikleri gibi pek çok meseleyi ayrıntılı olarak incelemiştir. Aynca İbn Sina varlık-mahiyet ve zorunlu-mümkün ayrımlarını mantıktan metafiziğe taşıyıp metafiziğin sorunlarını bu kavram çiftleri doğrultusunda inceleyerek metafiziğin kendisinden sonraki tarihini derinden etkilemiştir.
Sayfa 20 - İsam Yayınları
Felsefe
İnsanda Tümel Bir Bilme Gücünün Varlığı Sorusu
İnsanın tümel bilgiye ulaşabilecek bir idrak gücüne sahip olduğu sonucuna ulaşılsa bile, bu bilgiye nasıl ulaşılabileceğine ilişkin de net/sarih bir düşünceye sahip olunması gerekir. Aksi halde tümelliğin özel bir kabiliyete dayandığı sonucu ortaya çıkabileceğinden öznellikten öteye gidemeyiz ve metafiziğin bir disiplin olduğundan bahsedemeyiz. Şu halde metafizik bilginin imkanı sorunu, öncelikle insanın idrak güçlerinin tahlilini; ardından bu güçlerle ne dereceye kadar bilebileceğini ve bu anlamda yetkinleşebileceğini; sonra da bu bilgi ve yetkinliği hangi yöntemle elde edeceğini ortaya koymayı gerektirir.
Sayfa 18 - İsam Yayınları
Felsefe
* "Şeylerin insan algısından bağımsız bir gerçekliği var mıdır?" * "Şeylerin insan algısından bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğu kabul edildiği takdirde onların bilinmesi mümkün müdür veya insan herhangi bir şeyi bilebilir mi?" Bu ilk iki sorunun cevabı, şeylerin hakikatlerinin sabit olmadığını, olsa bile bunların bilinmesinin mümkün olmadığını düşünen sofistler ile şeylerin hakikatlerinin sabit olduğunu ve de bu hakikatlerin bilinebileceğini kabul eden okulları arasındaki ayrışmayı verir. Şeylerin hakikatlerinin bilinmesiyle ilgili en önemli sorun, insanda zaman ve mekan sınırlılığını aşan bir bilme gücünün bulunup bulunmadığıdır. Yani insanın tümel bir bilme gücüne sahip olduğu düşüncesine ulaşılmadan "kendinde şey" den bahsetmek mümkün olmayacaktır. Çünkü "kendinde şey" ifadesi, bir nesneyi -bütün başka özelliklerinden bağımsız olarak- o nesne yapan hakikatin yalın halini ifade eder. İbni Sina'da Metafizik Bilginin İmkanı
Felsefe

Ali

@_alirkll_
·
Varlık hakkında külli bir bilgiye ulaşmak ve bu bilgiyi bir bilim olarak inşa edebilmek anlamında metafizik bilginin mümkün olup olmadığı sorusu, kendi içinde birkaç soruyu barındırır: * "Şeylerin insan algısından bağımsız bir gerçekliği var mıdır?" * "Şeylerin insan algısından bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğu kabul edildiği takdirde onların bilinmesi mümkün müdür" veya * "insan herhangi bir şeyi bilebilir mi?" * "Bilginin mümkün olduğunu kabul ettiğimizde insanın bilme imkanları sınırlı mıdır?" Diğer deyişle "Bilgi, bütün varlığı kuşatacak kadar tümelleştirilebilir mi?" * "Bütün varlık hakkında tümel bir bilgiye ulaşabileceğimizi hatta bu bilgiyi nesnelleştirerek bir disiplin haline getirebileceğimizi kabul ettiğimizde bunu hangi yöntem veya yöntemlerle yapabiliriz?" Bu sorular İlkçağ'dan beri felsefenin gündeminde olagelmiştir ve felsefe okurları arasında şu veya bu ölçüde hala canlılığını korumaktadır.
Sayfa 17 - İsam Yayınları
Felsefe