Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Nefsin bilme hususunda kazandığı yetkinlik hali, bu yetkinlik sınırının aynı zamanda bilginin de sınırı olmasını gerektirmektedir. Bu çalışma aynı zamanda İbn-i Sinâ'nın, burhan yöntemine ilişkin ihtiyatlı bir tavrını da gözler önüne sermektedir.
Sayfa 13 - İsam Yayınları
Felsefe
Reklam
İbn Sina'ya göre insan nefsinin bilme gücü, bütün varlığı kuşatan metafizik bilgiyle kemale ermektedir.
Sayfa 12 - İsam Yayınları
Felsefe
Osmanlı Devleti'nin Tutumları
Osmanlı yönetici sınıfına yön veren ve devletle topluma karşı tutumlarını şekillendiren ilkeler dört temel kaynaktan oluşuyordu: Birinci ilke, İslam'ın alanını yaymak için Müslüman olmayanlara karşı kutsal savaş vermeyi gerektiren gaza geleneğiydi. İkinci ilke, hanedan fikrini, hükümdarın alimlerin hamisi olduğu saray geleneğini ve hükümdarın İslamiyet'in yasaları ve değerlerini kurumsallaştırma ve yürütme sorumluluğuna olan inancı içeren şehirli İslami uygarlık mirasıydı. Buna ek olarak, evrensel İslami toplumun koruyucusu rolünü üstlenmişlerdi ve bu rol Kudüs, Şam, Bağdat, Mekke ve Medine gibi şehirlerin yönetimini almalarından sonra iyice önem kazanmıştı. Toplumun örgütlenişini etkileyen üçüncü ilke, yerel göreneklerdi. Osmanlı yetkilileri, fethedilen ülkelerde neyin değişmesi gerektiği ve neyin kalmasına izin verilebileceği konusunda itidallik ve hoşgörü politikası esastı. Dördüncü ilke, toplumun yönetenler ve yönetilenler şeklinde bölünmesiydi. Reaya adı verilen yönetilenlerin, emekleri ve vergileriyle yöneten seçkinleri yaşatan serveti üretmeleri beklenirdi.
Sayfa 50 - Agora Kitaplığı
Tarih
Dünya Devleti: Osmanlı Hanedanlığı
Osmanlılar İslam nüfuz alanına yeni Avrupa toprakları katmakla kalmamışlar, İslamiyet'in doğduğu Arap topraklarını da hakimiyetleri altına almışlardı. Osmanlı devletinin bir dünya devletine dönüşmesi üç başarılı askeri seferle açıklanabilir: 1. Yüzyıllardır Müslüman komutanların elde edemedikleri Konstantinopolis'in fethiydi. Sultan II. Mehmed'in (sonradan Fatih olarak anılacaktır) ordusu, uzun bir kuşatmanın ardından 29 Mayıs 1453'te Bizans başkentine girerek, Konstantinopolis'in doğu Hıristiyanlığının sembolik merkezi olarak rolünü sona erdirdi. Bundan sonra adı İstanbul olan şehir, Osmanlı devletinin başkenti oldu. 16. yüzyılın sonunda 700 bini aşan nüfusuyla Avrupa'nın en büyük şehri oldu; aynı zamanda, mimari açıdan soluk kesen şehirlerden biriydi. Il. Mehmed ve halefleri İstanbul'u anıtsal dini yapılar ve saraylarla dolduran çok büyük inşaat programları yürüttüler ve çağın birinci İslam imparatorluğunun başkentine layık bir görünüme kavuşturdular. 2. Osmanlılar çabalarını Hıristiyan Avrupa'da yayılmaya odaklamışlarsa da, İran'ın Safevi İmparatorluğu'nun ilerlemesini durdurmak için ordularını düzenli olarak doğuya da göndermekteydiler. Sultan I. Selim 1516'da Osmanlı ordusunu doğuya Memluk İmparatorluğu'nun oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmaya yöneltmesidir. Bu Osmanlıların Arap İslamının klasik merkezlerinin çoğunu almasını, Arap ve Osmanlı İslami geleneklerinin birleşmesi neticesini doğurdu. 3. Osmanlı hükümdarlarının en kudretlisi olan Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) Avrupa'ya düzenlediği seferlerdir. Kanuni, doğu cephesinde ve denizde önemli askeri zaferler kazanmışsa da, Osmanlı sınırlarını Avrupa'nın içlerine kadar taşımak isteyen gazi ruhuna sahipti.
Sayfa 47 - Agora Kitaplığı
Tarih