Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Şeriat, bütün insani faaliyetleri düzenlemeyi amaçlayan ve Müslüman hukukçulara insanların faaliyetlerinin hukuksallığını Allah'ın emirlerine uyma temeline göre değerlendirme gücü veren ilahi bir yasadır. Şeriat'ın derlenmesi, mahkemeleri, kanıt toplama kuralları ve eğitilmiş memurlarıyla pratik bir adalet sistemiyle birlikte yapılmıştır. Şeriat mahkemelerinin yargıçları olan kadılar, devlet tarafından atanırdı ve onların ilahi yasayı uygulamaları toplum içinde şeriat temelli normları güçlendirirdi. Kadılık makamı İslami toplumların öylesine gerekli bir parçası olmuştu ki, toplumun İslami olarak tanınmasının adeta bir koşuluydu. Kadı olan yerde İslami hukuk vardı.
Sayfa 33 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam
Hem seküler fikirlerin hem de İslami dini doktrinin yayılmasını kolaylaştıran bir etken de, İslam topraklarında kağıdın yaygın olarak üretilmesi ve kullanılmasıdır. Kağıdın M.Ô. 1. yüzyılda Çin'de bulunduğuna inanılır. İslam dünyasına da, 751 yılında Aral Gölü doğusunda Arapların bir Çinli kuvvetini yenmesinden sonra girmiştir. Çarpışmada tutsak edilenler arasında bulunan Çin kağıt yapımcıları, becerilerini Müslüman zanaatkarlara öğretmişlerdir. Kağıt Bağdat'a 8. yüzyıl sonlarında gelmiş ve İspanya'da 900'de Batılı toplumlar henüz papirüs ve parşömen kullanırken geliştirilmiştir. Yüz yıl sonraysa kağıt üretimi İslam dünyasının tamamına yayılmışken, Orta Asya'da Semerkand ve İspanya'da Valencia gibi yerlerde üretim merkezleri kurulmuş durumdaydı. İslamiyet 8. yüzyıldan sonra bilim, teknoloji ve sanat zevkinin geniş bir alanda gidip geldiği dünya çapında bir uygarlık oldu.
Sayfa 28 - Agora Kitaplığı
Tarih
Müslümanların İlmî Gayretleri
Abbasi ailesinin kurduğu hamilik sistemi, zanaatkarlara, hekimlere, yazarlara ve özellikle Arapça yazan şairlere yaramıştı. Bağdat'taki ve taşra başkentlerindeki zengin tüccarlar ve yüksek bürokratlar da bu örneği taklit ettiler. Dolayısıyla, zaman içinde engin bir edebi ve bilimsel kültür gelişirken, İslam toplumunun belirli bir kısmında büyük ve güçlü olmak için sadece ordunun yetmeyeceği, şairler, alimler ve hekimlerin de olması gerektiği fikri doğdu. Yüksek İslam sosyetesinin entelektüel ilerlemesi, şiir ve süsleme sanatlarıyla sınırlı değildi. Maddi mallar gibi fikirler de kervan ve deniz yollarıyla gönderilip alınıyor, halifeler ve prensler saraylarını süslemek için ünlü alimleri getirtiyorlardı. Hint ve Pers gelenekleri içinde çalışan Müslüman matematikçiler, cebir (ki Arapça el-cebr sözcüğünden türetilmiştir) ve trigonometriye kalıcı katkılarda bulundular. Müslüman gökbilimciler, hekimler ve kimyagerler, Müslüman entelektüel çevrelerinde olduğu kadar Avrupa'da da doğa bilimlerinin gelişmesini etkileyen eserler ürettiler. Abbasi halifesi El-Meymun'un (813-833) himayesi, aralarında Aristoteles, Platon ve Galen'in de bulunduğu ünlü Yunan filozof ve hekimlerinin eserlerini gün ışığına çıkaran bir hareketi başlattı ve bu eserlerin hepsi, devlet himayesindeki tercüme akademilerinde Yunanca'dan Arapça'ya çevrildiler. Arapça kitaplarda klasik Yunan geleneğinin varlığı, Müslüman bilimcileri insan-merkezli felsefi geleneklerle uğraşmaya zorlarken, Ortaçağ'ın en önemli Aristoteles yorumcularından ikisi olan, doğu İran saraylarındaki bir hekim İbn Sina (Latince'de 'Avicenna'; 980-1037) ile Kurtuba'lı Müslüman hukukçu İbn Rüşd'ün (Latince'de 'Averroes'; 1126- 1198) ortaya çıkmalarını sağladı.
Sayfa 28 - Agora Kitaplığı
Tarih
ABBASİ DEVLETİ SERVETİ VE KULLANILMASI
Abbasi İmparatorluğu'nun yükselişinin yarattığı ekonomik refah çağı, şehir hayatının canlanmasına ve sadece Abbasi topraklarında değil, bütün İslam dünyasında ticaret ve sanayinin yayılmasına yol açtı. Aşağı Dicle-Fırat'ın kontrollü sulama sistemlerinin ürünleriyle beslenen Bağdat, 9. yüzyılda, nüfusu belki de 1 milyona varan dev bir kozmopolit şehir olmuştu. Çağdaşları tarafından 'evrenin göbeği' olarak tarif edilen Abbasi başkenti, kendisini Çin'e, Afrika'ya, Hindistan'a ve bütün Akdeniz'e bağlayan dev bir ticaret ağının merkeziydi. Bu değişik bölgeleri birbirleriyle ticari ilişkilerle bağlayan İslam tüccarları, Hindistan ve Güneydoğu Asya'nın ürünlerinin, İspanya ve Akdeniz ülkelerinin ürünleriyle değiştirildiği uluslararası bir pazar yaratmışlardı. Şehirler üretim ve tüketim merkezleri olmuş, İspanya'da Fustat ve Almeria gibi limanlarda ve 1 001 Gece Masalları'nın Sinbad'ının şehri Basra'da şehir hayatı gelişmişti. Uzun mesafe kervanları Şam ve Halep gibi iç şehirleri canlandırmışlar, Çin'e uzanan İpek Yolu durakları olan Merv, Semerkand ve Buhara'da nüfusun artıp ticaretin gelişmesine imkan sağlamışlardı. Ayrıca, kendilerine statü sağlayan bu servetler sayesinde, dönemin İslam toplumunu şekillendirmede önemli bir rol oynamışlardı. Tarım üretimin artışı büyük şehir merkezlerinin doğmasını kolaylaştırmış ve 8. ila 12. yüzyıllar arasında İslam imparatorluklarını karakterize eden olağanüstü zenginliğe katkıda bulunmuştu. Tarımdaki bu büyüme, Hindistan' dan ürünlerin Ortadoğu ve Akdeniz havzasına nakliyle mümkün olmuşken, bu süreç sabit tarımın benimsenmesi ve Avrupalıların Amerika'yı keşfi arasında dünya tarihinde en önemli tarım reformunu yaratmıştır. Arapların 8. yüzyıl başlarında Sind'i (Pakistan) fethetmeleriyle, Hindistan'ın alt-tropik ikliminin ürünleri
Sayfa 27 - Agora Kitaplığı
Tarih
Abbasi Devleti ve İslamiyet
Abbasiler güçlerinin doruğundayken bile diğer İslami hanedanlar ve kültürler oluşmaktaydı. Evrensel İslamiyet'in gelişmesinde, bu hanedanlar ve kültürlerin başarıları da Abbasilerinki kadar önemlidir. Marilyn Waldman, İslamiyet'in tarihinin aşamalarını kavramlaştırmaya çalışırken, Abbasi İmparatorluğu'nu daha küçük İslam devletlerinin çevresinde döndüğü bir merkez olarak görmek yerine, her birinin yerel ve İslami uygulamalar geliştirdiği bölgesel İslam imparatorlukları grubu olarak ele almamız gerektiğini ileri sürmüştür. Waldman'in yaklaşımı, Bağdat'ın geliştiği dönemde Delhi, Gazne, Kahire, Kurtuba ve diğer bölgelerde de zengin ve ayrı sarayların geliştiğini görmemizin temelini açıklar. Bağdat'taki Abbasilerin kaderine bağlı bir tek İslam yapısı veya kültürü yoktu. Bölgesel imparatorluklar (ya da bazı bölgesel hanedanlıklar) Abbasi toprakları dışındaki bölgelerde İslami gelenekleri genişletip zenginleştirdiler. Böylece, Abbasi İmparatorluğu'nun 1258'de çökmesi önemli bir siyasal parçalanmaya yol açmış olsa bile, İslami kültürde bir 'karanlık çağ' doğurmadığı gibi, merkezi İslam topraklarında siyasal bir boşluk da yaratmadı. İslami topluluklar çok farklı ve dinamikti, statik ve monolitik değillerdi; içlerinde Hindistan ve Suriye, Mısır ve İspanya gibi farklı bölgeler vardı. Kaldı ki, 1000 ila 1500 yılları arasındaki dönemde Abbasi İmparatorluğu'nun kaderinin, birebir İslamiyet'in kaderini yansıtmadığını da özellikle vurgulamak gerekir. Bu, Abbasi döneminin sonlarının ve sonrasının siyasal karışıklık ya da ekonomik sorunlardan uzak olduğunu söylemek değildir; aksine, İslamiyet'in dünya çapındaki ilk gerçek uygarlık olarak kalıcılığının, bir İslami bölgeden diğerine sürekli yenilerek var olduğunu vurgulamaktır. İslamiyet evrensel olduğundan, ümmetin bir kısmındaki
Sayfa 25 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam