Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
ARAP FETİHLERİ VE İLK İMPARATORLUK
Arap fetihlerinin hızı ve genişliği şaşırtıcıydı. Arap güçleri 637'de Kadissiye savaşında Sasani İmparatorluğu'nun ordusunu yendiler, ardından Ctesiphon'u ele geçirip İran yaylalarından Hindistan'a doğru zorlu yürüyüşe başladılar. Bizans'a karşı kaydedilen başarı da aynı derecede hızlı şekilde gerçekleşti. Araplar 635'te Şam'ı ve 641'de zengin tarım ülkesi Mısır'ın bir kısmını fethettiler. 670 yılı geldiğinde Bizans ve Berberi direnişine karşı batı seferi bugünkü Tunus'a erişmişti ve 680'de Arap komutan Ukba ibn Nafi, Tunus'tan küçük bir kuvvetle yola çıkıp Cezayir ve Fas'ı geçerek Atlantik Okyanusu'na erişti. Arapların Batı'ya yayılmaları, 8. yüzyılın ilk yarısında İspanya'yı fethetmeleriyle son buldu. Hz. Peygamber'in vefatından sonraki yüz yıl içinde Araplar, doğuda Hint alt-kıtasına varmışlar, batıda İspanya'yı fethedip edip Pireneler'i geçerek Fransa'ya girmişler ve ancak Charles Martel tarafından 732'de Poitiers savaşında durdurulabilmişlerdi. Bu ilk fetihler dalgasında Sasani İmparatorluğu çökmüş ve bu imparatorluğun topraklan bir Arap-Müslüman yönetimine geçmişti. Bizans ise, Ortadoğu ve Kuzey Afrika eyaletlerini kaybetmekle birlikte, Anadolu'nun ve Balkanlar'ın kontrolünü elinde tutabildiğinden 14. ve 15. yüzyıllarda Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılana kadar Müslüman yayılmacılığına güçlü bir engel olarak kalmıştı. Araplann fetihlerinin hızı ve genişliğinden daha şaşırtıcı olan, süreklilikleriydi: 15. yüzyıla kadar bir Arap-İslam varlığını barındıran İspanya dışında, o ilk yüzyılda işgal edilen topraklar günümüze kadar Arap olmasa da Müslüman kalmışlardır. Kuzey Afrika'da Mısır'da ve doğu Akdeniz'de -Elenizm ve ilk Hıristiyanlığın merkezlerinde-ve çok eskilerden beri iskan edilmiş olan lrak'ta, Arap dili ve İslam dini egemen konuma gelmiştir. Pers dili
Sayfa 17 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam
Hicret ile Mekke'nin teslim olması arasındaki yıllarda Hz. Muhammed'in liderlik rolü giderek daha karmaşık bir hal aldı. Medine, maliyesi, askerleri ve giderek artan sayıda Müslümanlarıyla küçük bir şehir-devlete dönüşmüştü. Kur'an'ın içeriği, şehrin artan işlevlerinin nasıl karşılanacağı ve insanların birbirleriyle ilişkilerini nasıl düzenlemeleri gerektiği hakkında talimatlar getirerek değişen durumu yansıtmaktaydı. Bu emirlerle İslamiyet'in her şeyi kucaklayan doğası kurulmuştu. Örneğin Kur'an, bir borç anlaşmasının şahit önünde yapılmasını dini bir görev addediyordu ve bunu yerine getirmemek günahtı. Bu yolla evlilik, miras, boşanma ve ticari ilişkiler, Müslümanların dinsel deneyimlerinin birer parçası olmaktaydı. Hz. Muhammed, insanın günlük davranış kurallarının Allah'ın indirdiği emirlerle düzenlendiği bir ümmet yaratmıştı. Tek bir üstün Tanrıyı tanımakta ve onun günlük hayatlarındaki otoritesini kabul etmekte birleşen bir inananlar toplumu anlayışını yerleştirmiş; alkolü ve kan davasını yasaklayan, kadınların hukuksal statülerini tanıyan ve yoksulların korunmasını öngören bir toplumsal ahlak kavramı getirmişti. Ayrıca Hz. Muhammed bunu peygamber, devlet kurucu ve sosyal reformcu rolleriyle kişiliğinde birleştirmişti.
Sayfa 16 - Agora Kitaplığı
1000Kitap
Hz. Muhammed (s.a.v.)
Hz. Muhammed'in vaazları pek az insanı çekmiş ve misyonu Mekke döneminde epey büyük bir muhalefetle karşılaşmıştı. Ne de olsa şehrin toplumsal, ekonomik ve dini yapısına bir tehdit oluşturuyordu. Çünkü Hz. Muhammed sadece zengin Kureyşli tüccarların davranışlarını eleştirmekle kalmayıp, Mekke'yi varlıklı bir hac merkezi yapan dini uygulamaları da kınamaktaydı. Yıllar geçip de Mekke muhalefeti horgörüden bedensel zarar tehditlerine dönüşünce, Hz. Muhammed ve kendisine inananlar kendilerine daha konuksever bir yer aradılar. Bir süre sonra Yathrib (daha sonra Medine) şehrine yerleşmeleri için davet gelince Hz. Muhammed bu çağrıyı kabul etti. Mekke'nin 322 kilometre kuzeyinde olan Medine, çeşitli aşiretlerinin kan davalarından ziyadesiyle zarar görmüş olan verimli bir vaha şehriydi. Hz. Muhammed oraya arabulucu olarak davet edilmişti ve Medine temsilcileri, onunla birlikte gelecek Müslümanlara korunacağı sözünü vermişlerdi. 622 yılında küçük Müslüman toplumu Mekke'den Medine'ye gitti. Hicret olarak bilinen bu olay İslamiyet'in gelişmesinin dönüm noktasıdır: 622, Müslüman takviminin ilk yılıdır.
Sayfa 14 - Agora Kitaplığı
Tarih
Kur''ân-ı Kerim
Mekke'de inen vahiylerde, ibadet ve davranışlarında belli kalıplara uymaları istenmekteydi. Kullar O'nun iradesine boyun eğecekler ve yeryüzünün nimetlerinin sağlayıcısı olarak ona minnetlerini göstereceklerdi. lbadet konularına ek olarak Tanrı, insanların günlük sosyal alışverişlerinde birbirlerine nasıl davranmaları gerektiği konusunda da emirler indirmişti. Mekke halkını toplumda kendilerinden daha talihsiz olanlara karşı dikkatli olmaları ve servet arayışlarında daha ılımlı davranmaları için uyarıyordu. Muhammed'in devrindeki Mekke'nin uygulamaları karşısında Tanrı'nın hoşnutsuzluğu şu önemli metinde görülür: 'Hayır, siz öksüzü ağırlamazsınız, siz yoksula doyurmayı öğütlemezsiniz, siz çok daha miras yersiniz, siz malı da çok severek yığarsınız.' (89. Sure) Kuran, yardımsever olmayanları kınar ve servetlerinin öteki dünyada son yargıç olacak Allah'ın gazabından kendilerini kurtaracağını sananları uyarır.
Sayfa 13 - Agora Kitaplığı
Tarih
İslamiyet öncesi Arabistan
Arap yarımadası birkaç dağınık vaha yerleşim birimleri dışında uçsuz bucaksız bir çöldür. Burası, kökenleri kesin olarak saptanamayan eski Sami ırkından Arapların ülkesidir. Bizans ve Sasani imparatorluklarının gayet disiplinli yönetilen topraklarına karşılık, 7. yüzyıl başlarının Arap Yarımadası'nda merkezi bir otorite yoktu. Devlet yapısı, ortak bir hukuk sistemi ve bir yönetim merkezi de bulunmuyordu. Bireyin sadakatle bağlı olduğu aşiretler, en büyük toplumsal ve siyasal örgütlenmelerdi. Her aşiret, kurucu bir atadan gelmiş olma inancına dayanan akrabalık bağlarıyla çevrilmiş bir birimdi. Arabistan sakinlerinin çoğu deve, koyun ve keçi yetiştiren kır göçebeleriydi. Arabistan'ın sert ikliminde otlakların azlığı, sürekli olarak bir yerden başka bir yere göçü gerektirirdi. Az olan kaynaklar için rekabet aşiretler arasında çekişmelere yol açar, savaş bir hayat tarzına dönüşürdü. Bu doğrultuda bütün erkeklerin savaşçı olmaları beklenir, aralarında en yiğitlerin serüvenleri aşiret kültürüne yerleşirdi. Tecrit edilmiş olduğu halde Arap yarımadası, Ortadoğu uygarlığını şekillendiren güçlerden tamamen kopuk değildi. İslamiyet'in doğuşundan hemen önce iki Arap aşiret konfederasyonu, kuzey Arabistan sınırlarını Bizans ve Sasanilerin bağlı devletleri olarak korumaktaydılar. Bu Arap konfederasyonlarının ikisinin de Hıristiyan olması, Hazreti Muhammed' den önce Araplar arasında Tek Tanrı anlayışının yaygınlığının kanıtıdır.
Sayfa 10 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam