Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Bizans İmparatorluğu Savaşlarının Tebâsına Etkileri
Bizanslılarla Sasaniler arasında 540 yılında başlayan imparatorluk rekabeti, hemen hemen hiç kesintisiz 629 yılına kadar süren bir savaşa yol açmıştı. Seferler ve karşı seferler her iki imparatorluğun da askeri güçlerini tüketmiş, hazinelerini boşaltmış, Nil ile Fırat nehirleri arasında kalan topraklarla şehirlere çok büyük hasarlar verdirmişti. Bizans imparatorları bu sürekli savaşın mali yükünü karşılamak için zaman zaman vergileri yükseltince, zaten topraklan üzerinde savaşan orduların yarattığı ekonomik sıkıntılar altında ezilen halkı kendilerinden uzaklaştırmıştı. Bizans devleti ile tebâsı arasında dini bölünmeler de ek gerginlikler yaratmaktaydı. Bizans İmparatorluğu 4. yüzyılın sonlarında Rum-Ortodoks Hıristiyanlığı devlet dini olarak benimseyince, imparatorlar ve kilise, dinin bu resmi biçimini halka zorla kabul ettirme girişiminde bulundular. Ancak imparatorluk halkı, Hıristiyanlığın diğer kollarına ve Yahudiliğe bağlı kalıp, kutsal kitap ve ayinlerde kendi dillerini kullanmaya devam ettiler. Resmi dini hedef alan tehditleri hoşgörüyle karşılamak istemeyen devlet, bu tür akımları sapkınlar diye niteleyerek baskıya başladı. Rum-Ortodoks cemaatin dışındaki Yahudiler ve Hıristiyanların baskı altında kalmaları, imparatorluk içinde büyük hoşnutsuzluğa yol açtı. Bu, aynı zamanda, pek çok Bizanslının daha hoşgörülü Müslüman hükümdarların gelişlerinden neden memnun olduklarını kısmen açıklayan bir olgudur.
Sayfa 8 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam
İSLAMİYET'İN YÜKSELİŞİ VE YAYILMASI
İslamiyet'in yükselişinin hemen arifesinde Ortadoğu'nun iskan edilmiş toprakları, birbirine rakip iki emperyal devlet arasında paylaşılmıştı: Batıda Roma-Bizans İmparatorluğu ile doğuda İran-Sasani İmparatorluğu. Bizans imparatorları Sezarların halefleriydi ve Yunan bilimini, Roma yönetimini ve Rum- Ortodoks Hıristiyanlığı'nı birleştiren yüksek kültürel ve siyasal geleneklerden oluşan bir yapının hakimiydiler. 7. yüzyıl başlarında imparatorun toprakları, güney Avrupa'da İtalyan yarımadasından, görkemli başkent Konstantinopolis'e kadar uzanmaktaydı. İmparatorluğun Ortadoğu eyaletleri arasında Mısır, Filistin ve Suriye ile Irak ve Anadolu'nun bazı kısımları vardı. 6. yüzyılın sonlarında ve 7. yüzyılın başlarında Ortodoks kilisesi tarafından desteklenen Bizans, askeri, dini ve idari otoritesini hedef alan tehditlerle zayıflamıştı. Bizanslılarla Sasaniler arasında 540 yılında başlayan imparatorluk rekabeti, hemen hemen hiç kesintisiz 629 yılına kadar süren bir savaşa yol açmıştı. Seferler ve karşı seferler her iki imparatorluğun da askeri güçlerini tüketmiş, hazinelerini boşaltmış, Nil ile Fırat nehirleri arasında kalan topraklarla şehirlere çok büyük hasarlar verdirmişti.
Sayfa 8 - Agora Kitaplığı
Tarih
Tek Tanrıcılığı ilk kez öne sürenler, antik İsrail'in peygamberleriydi; kaldı ki Museviliğin en kayda değer ve kalıcı miraslarından birisi budur. M.S. 1 . ve 2. yüzyıllarda Romalılar Yahudileri Filistin'den sürmüş olmalarına rağmen, İslamiyet'in doğuşunun evresinde Yahudi toplulukları Ortadoğu'da yeniden boy gösterip güçlenmeye başladılar. Bölgede Tek Tanrıcılığın başka biçimlerine de rastlanıyordu. M.Ö. 7. yüzyılda İranlı peygamber Zerdüşt, kötülük güçleriyle sürekli mücadele halinde olan üstün bir Tanrı'nın varlığını savunan bir doktrin geliştirmişti. Zerdüştlük daha sonra İran'da kurulmuş Sasani İmparatorluğu'nun (M.S. 234-634) hakimlerince canlandırıldı ve bu imparatorluğun resmi dini olarak benimsendi. Üçüncü Tek Tanrıcı inanç olan Hıristiyanlık, Roma çağından sonra hızla yayılmış ve 4. yüzyılın sonlarında Bizans İmparatorluğu'nun resmi dini olarak kabul edilmişti. İsa'nın doğası üzerine farklı yorumların varlığı bu dine inananları böldü ve hepsi de kıskançça kendi yorumlarının doğru olduğunu iddia eden ayrı kiliselerin kurulması sonucunu doğurdu.
Sayfa 5 - Agora Kitaplığı
Tarih
Yerel ve Bölgesel Kült İnanışların Durumu
İslamiyet'in yükseliş döneminde yerel ve bölgesel kültler, varlıklarını hala korumakla birlikte, büyük ölçüde egemen Bizans ve Sasani imparatorluklarının resmi dinlerinin etkisi altında kalmıştı. Fethedilen halkların kendi yerel tanrılarıyla tanrıçalarına inanmaktan vazgeçmeleri ve resmen onaylanmış emperyal dinlere inanmaları bekleniyordu. Bu suretle imparatorlukların konumlarını pekiştirmeleri, dini birliğe ve tek bir tanrının üstünlüğüne inanmayı gerektiren tek tanrıcılığın ortaya çıkışına önemli katkıda bulunmuş oldu. Arap-İslam fetihlerinin gerçekleştiği dönemde Ortadoğu'da yaşayan halkların büyük kısmı, çoktan üç tek tanrıcı inançtan birine bağlı durumdaydılar.
Sayfa 5 - Agora Kitaplığı
Tarih
Antik Yakındoğu uygarlığının gelişmesi, ilkin M.Ö. 3500 yıllarında aşağı lrak'ta beliren şehir-devletler içerisinde başlamıştı. Bu bölgedeki yerleşik toplumlar yazılı alfabeyi, yönetim kurumlarını ve ayrıntılı dinsel ritüelleri geliştirmişlerdi. Zamanla bunlardan da büyük bölgesel imparatorlukların kurulması, daha fazla sayıda insanı ortak hukuk sistemleri altında toplayarak ve onları birbirleriyle paylaşabilecekleri kültürel ve dinsel deneyimlere açarak, bütünleştirici bir güç işlevini görecekti. Yüzyıllar geçtikçe tarım ve silah teknolojisinde, ulaşım ve iletişimde, toplumsal ve idari örgütlenmede kaydedilen ilerlemeler de imparatorluklara gittikçe daha geniş topraklara egemen olma imkanı tanıdı. Bu süreç ilk büyük doruk noktasına, firavunların egemenliğinde ileri düzeyde bir uygarlığın kurulmuş olduğu Mısır'ın Nil vadisinde ulaştı. Nil'in kıyılarını süsleyen tanrı ve kral anıtları, antik Mısırlıların dinsel ve hanedan geleneklerine tanıklık ediyordu. Birleştirici nitelikte buna benzer bir etkiyi de, İran'da kurulu olup, Mısır'dan Ceyhun nehrine kadar Ortadoğu'nun bütün topraklarını tek bir imparatorluk sınırlarına dahil eden Acem İmparatorluğu (M.Ö. 551-M.Ö. 331) sağlayacaktı.
Sayfa 4 - Agora Kitaplığı
Tarih
Reklam