Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Kul (abd), kesintisiz ve karşılıksız olarak çalışan insandır. Öyleyse kul, işçidir (العمّال). Dolayısıyla kulun hüviyetinin, ameli bir hüviyet olduğu ortaya çıkar. İnsanın Allah’ın belirlediği esaslara göre davranıp amelî bir kimliği gerçekleştirmedikçe ona kul olmadığı da böylelikle anlaşılmış olur. Bu aşamadan sonra insan amellerinin tamamında mahluk olduğunu aklından çıkarmaz. Aynı zamanda ameli de ona mahluk olduğunu hatırlatır. Amel etmeye devam ettikçe yaratılışının yenilendiğine şahit olur, ameli sona erecek olsa kendisini hiç hükmünde görür. Aklı başında biri, yaratıcıyla teamül ilişkisi kurma ilkesinin sadece farz veya nafile ibadetlerle sınırlı olmadığını bilir. Zira kul, ister ibadet ister muamelat olsun her amelinde yaratıcıyla teamül ilişkisine giren kimsedir. Bu ruhî teamül kulun ufkunu ve kalbini kuşatır, böylelikle tüm muamelelerini ibadet telakki eder. Bu muamelelerini yaratıcıya yakınlaşma niyetiyle yaptığı için muameleleri ibadete dönüşür.
Sayfa 37 - Pınar Yayınları
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Salah, Allah ile olan teamülümüz sonucunda ortaya çıkan maslahattır. Allah ile olan teamülümüz sadece farz ibadetlerle sınırlı değildir. Çünkü bu teamülümüzü farz ibadetlere hasredersek, insanın ancak amellerinin belirli bir kısmında Allah’ın kulu olduğu ya da sadece belirli ameller vasıtasıyla ona yaklaşıyormuş gibi bir yanlış anlayışa kapılırız. Mahlukiyet insanın ayrılmaz bir vasfı olduğu için bu vasfının gerektirdiği adap ve hukuku her amelinde yerine getirmesi gerekir. Aksi takdirde insan mahlukiyet vasfını kendinden kaldırıp halikiyet vasfını üstlenmeye yeltenir. İnsan herhangi bir amelde mahluk olduğunu unutursa, kendisini halık zanneder. İnsan bütün amellerinde yaratıcıyla beraber olması, ancak onun kulu olduğunu tahakkuk ettirmesiyle mümkündür. Tahakkuk, insanın bir şeye hakkın gerektirdiği tarzda muamele etmesidir. Bu muamele sözde değil özdedir.
Sayfa 36 - Pınar Yayınları
Felsefe
Yaratıcısına delalet etmeyen her amel; kül*, toz toprak, serap* kadar hafif bir amel yani amel-i hafiftir (mizanda hafif gelen amel). Başka bir ifadeyle bu amel son tahlilde yok hükmündedir. Bu yüce kudreti ancak amel-i sakîl (mizanda ağır gelen amel) kazandırıyorsa, bu eylemde onu baki amel yapacak hususi bir niteliğin bulunması gerekir. İşte bu nitelik, amel eden kimsedeki ahlakın mevcudiyetidir. Öyle ki bu kişinin her amelinde ahlakı yücelir ve amelinde derinleştiği ölçüde ahlakı yükselir; kısaca ifade edersek salahı (صلاح) artar.*
Sayfa 35 - Pınar Yayınları
Felsefe
Amel, kendisine ilişen niyet Allah’a yaklaşma olmadıkça amel-i sakîl olmaz. Bu durumda bahsi geçen niyet amelden daha üstün olur.
Sayfa 32 - Pınar Yayınları
Felsefe