Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Pavlus'la İlgili İlk Elden Kaynaklar
Pavlus'a ilişkin önemli bir kaynak olan Resullerin İşleri'nin yazarı, aynı zamanda üçüncü İncil olan Luka İncili'nin de yazarı olan Luka'dır.(*) Bu durum, Resullerin İşleri'nin başlangıcında (1:1-2) yer alan ifadeden açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca üçüncü İncil (Luka İncili) ile Resullerin İşleri üzerinde yapılan dil ve üslup incelemesi de bu iki metnin aynı yapıya sahip olduğu kanaatini uyandırmıştır. Luka, Pavlus'un hem arkadaşı ve talebesi hem de hekimidir. Nitekim Pavlus, Koleselilere Mektup'ta (Kol. 4:14) ondan "sevgili hekimim Luka" diye bahseder. MS ikinci yüzyılda, muhtemelen 170'de derlenen Anti-Marsiyonite Prologue'da Luka şöyle tanımlanır: "Luka, Suriyeli, Antakyalıydı; meslek olarak bir hekimdi. Havarilerin talebesiydi ve sonra şahadetine değin Pavlus'a eşlik etti. Bıkıp usanmaksızın Rabbe hizmet etti; ne karısı ne de çocukları vardı ve seksen dört yaşında, tamamıyla Kutsal Ruh'la dolu olarak Boetia'da vefat etti. Halihazırda mevcut önceki İnciller varken ... bu İncilin tamamını derledi.... Ve sonra aynı Luka Resullerin İşleri'ni yazdı." Pavlus'un arkadaşı ve talebesi olarak Luka, Pavlus tarafından Troas'da (Çanakkale yarımadasında) dine sokulmuş ve belirli bir dönemden sonra Pavlus'a seyahatlerinde eşlik etmiştir. Bu durumu Resullerin İşleri'nde Pavlus'un seyahatleri anlatılırken, belirli bir dönemden itibaren Luka'nın kendisini de Pavlus'un beraberinde olan kişilerle birlikte anmasından anlamaktayız. Resullerin İşleri 16:10'dan itibaren Luka, kendisini de Pavlus'a eşlik edenler arasına katar.
Sayfa 31 - MilelNihal Yayınları
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hıristiyanlık Teriminin İlk Kullanımı
Diğer taraftan İnciller dışındaki Yeni Ahit metinlerinde Hıristiyan terimi yalnızca üç kez, iki kez Resullerin İşleri'nde ve bir kez de Petrus'un Birinci Mektubu'nda geçer. Resullerin İşleri 11:26'da "Havarilerin ilk kez Antakya'da Hıristiyan (Kristianous) olarak adlandırıldıkları" belirtilir. Aynı kitap 26:28'de ise Hıristiyan terimi Pavlus'la tartışan kral II. Herod Agrippa'nın (y. ö. MS 100) diliyle ifade edilir. Kral, Pavlus'a alaycı bir dille "kısa zamanda beni Hıristiyan (Kristianoi) olmaya ikna edersin" der. Son olarak Petrus'un Birinci Mektubu'nda (4:16) "kişi bir Hıristiyan (Kristianos) olarak elem çekerse utanmasın" denilir. Yeni Ahit metinlerinde Hıristiyan teriminin geçtiği yerler göz önünde bulundurulduğunda, bu terimin İsa sonrası dönemde ilk kez Antakya'da muhaliflerce (Yahudiler ve/veya Gentilelerce) Hıristiyanlara isim olarak kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Terimin kullanılmaya başlandığı en erken tarih olarak bazı yazarlar MS. 43 yılını ileri sürerler. Resullerin İşleri 11:26'dan hareketle ilk kez bu tarihte Antakya'da Hıristiyan cemaatin düşmanları tarafından onlara Hıristiyan isminin verildiğini belirtirler. Kilise babası Epiphanius ise, İsa cemaati için kısa bir süre Yeşuanlar ismi kullanıldıktan hemen sonra bu ismin yerini Hıristiyan teriminin aldığını belirtir. Her halükarda Hıristiyan teriminin İsa'dan çok sonra Antakya'da misyon faaliyetinde bulunan ve Mesih (Hırist, Christ) doktrinini ön plana çıkaran kişileri tanımlamak amacıyla "Mesihçi" anlamına kullanılmaya başlandığı kesindir.
Sayfa 23 - MilelNihal Yayınları
Alıntı
Pavlus'un Mektuplarında Hıristiyanlık Terimi
Pavlus'un mektuplarında Christ (Hirist, Mesih) teriminin sıklıkla geçmesine ve bu terime dayalı teolojinin Pavlus öğretilerinin temelini oluşturmasına rağmen, bu mektuplarda Hıristiyan terimi kullanılmaz. Diğer yönden Hıristiyan terimi, Pavlus dönemi öncesi İsa ve Havariler döneminde de kullanılmamaktaydı. Erken dönemlere ait çeşitli kaynaklarda İsa ve talebelerinin Nasuran ya da Nazoran ismiyle isimlendirildikleri bilinmektedir. İncillerden Matta'da, İsa'nın "bir Nazoran olarak adlandırılacak" olduğu (Mat. 2:23) belirtilirken, Yuhanna'da ise İsa'dan "Yahudilerin kralı İsa Nazoran" (Yuh. 19:19) şeklinde bahsedilir. Yine Apokrif metinlerden Yuhanna'nın Apokrif Kitabı'nda (Apocryphon of Johannis) İsa'nın Yahudilerce Nazoran olarak adlandırıldığı ifade edilir. Hatta Resullerin İşleri'nde yer alan bir ifadede, Pavlus'un kendisi de ilk zamanlar Yahudilerce "Nazoranlar (Nazoraion) mezhebinin bir elebaşı" olmakla suçlanmıştır (Res. İş. 24:5). İncillerde geçen Yunanca Nazoran terimi Aramca Nasoran ya da Nasoray teriminin karşılığı olmalıdır. Zira Talmud da dahil çeşitli İbranca metinlerde İsa "Nusri" terimiyle, İsa taraftarları ise "Nusrim" terimiyle adlandırılmaktadır. Yine Süryani metinlerde Hıristiyanlardan "Nasranaye" ismiyle bahsedilmektedir. Görüldüğü gibi Hıristiyanlık terimi İsa ve öğrencileri için kullanılan bir isim değildir. Muhtemelen bu nedenle İncillerde de bu terime rastlanmamaktadır.
Sayfa 22 - MilelNihal Yayınları
Alıntı
İnsan , bedeni sebebiyle bitkisel ve hayvani nefsin özelliklerine sahipken nefsi sebebiyle akli varlıkların özelliklerine sahiptir. Bu bakımdan başlangıçtan unsurlar derecesine kadar olanların ilki akıl, sonra nefis sonra da cisim olduğu gibi ay altı alemde de varlık cisimlerden başlar, sonra nefisler, sonra akıllar meydana gelir. Ay altı alemde de birbirinden ayrışmış olarak bulunan varlık tarzları , yani maddi ve akli varlık, insanda bir araya gelmiştir. Bu sebeple insan âlemin gayesini oluşturur. İnsanın ay altı alemdeki bu ayrıcalıklı konumu, onun aynı zamanda yetkinlik sürecini de belirler. Çünkü o, bir bütün olarak ne akıldır ne de cisim, aksine nefsi yönüyle akıl iken bedeni yönüyle cisimdir ve her bir yön bakımından farklı kuvvelere sahiptir. Nefsin temel işlevi akletme (ilm, taakkul) iken beden işlevlerini dış ve iç duyular olarak ifade edilen farklı kuvvelerle icra eder. İbn Sina düşüncesinde ilke olarak alemdeki bütün varlıklar kendi hiyerarşilerine uygun olarak "ilk ilke"ye benzemeyi arzularlar. Ay altı aleme gelindiğinde bu durum, insan nefsinin faal akla öykünmesi ve onun aracılığı ile Tanrı'ya öykünmesi olarak ortaya çıkar. Bu öykünmenin sonucu, öykünülen ile öykünenin benzeşmesi , diğer deyişle öykünenin yetkinleşmesidir. Dolayısıyla insanın yetkinliği , faal akla benzemesi ve maddenin sınırlılığından kurtularak bir akıl haline gelmesidir. İşte bu yetkinliğin eyleme dönüşmüş hali, bilgi, taakkul, akletme vb. kelimelerle ifade edilen akli idraktir.
Sayfa 34 - İsam Yayınları
Alıntı

Ali

, 2025 okuma hedefini ekledi.
Bazı kapıları aralamanın temennisi ve sebatıyla..
2025 OKUMA HEDEFİ
0/35 kitap - %0 tamamlandı
Henüz kitap okumadı
35 kitap
0 sayfa
0 inceleme
27 alıntı