Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
İnsan beden ve kalpten yaratılmıştır. Kalpten kastım Yüce Allah'ı tanımanın (marifetullahın) yeri olan insan ruhunun hakikatidir; yoksa ölü ve hayvanda da bulunan etten oluşmuş kalp değildir. Bedenin, mutluluğuna sebep olan sağlıklı hâli ile harap olmasına neden olan hastalıklı hâli vardır. Kalbin de aynı şekilde sıhhat ve selâmette olduğu bir hâli vardır ki bu durumda kurtuluş, "Ancak selim bir kalple gelenler" (eş-Şu'ara, 26:89) için söz konusudur. Bir de âhirette ebediyen helâkine sebep olan hastalıklı hâli vardır. Nitekim Allah "Onların kalplerinde hastalık vardır" (el-Bakara, 2:10) buyurmuştur. Allah'ı tanımamak öldürücü bir zehir, nefsin arzularına uyarak O'na isyan etmekse kişiyi hasta yapan bir illettir.
Sayfa 123 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Peygamberimiz nasıl da doğru söylemiştir: "Kim bildiğiyle amel ederse, Yüce Allah ona bilmediklerini öğretir." (Ebû Nuaym, Hilye, X, 15.) Yine nasıl da doğru söylemiştir: "Kim tüm kaygılarını tek bir kaygı -takva kaygısı- hâline getirerek sabahlarsa, Yüce Allah onu dünya ve âhiretin bütün endişelerinden kurtarır." (İbn Mâce, "Zühd", 2.) Bunları bin defa, iki bin defa hatta binlerce defa tecrübe ettiğinde, içinde hiçbir kuşkunun olmadığı zorunlu bir bilgi elde edersin.
Sayfa 119 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Peygamberliğin Hakikati
Sende peygamberlikten bir örnek vardır ki o da uykuda iken idrak ettiğin şeylerdir. (*) Şayet peygamberde, sende örneği bulunmayan ve asla anlayamayacağın bir özellik bulunsaydı bunu nasıl kabul edebilecektin? Çünkü bir şeyi kabul etmek, ancak onu anladıktan sonra mümkündür.
Sayfa 117 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Fıtratının evveli itibarıyla insanın özü boş ve basit yaratılmış olup Yüce Allah'ın âlemleri hakkında bilgisi yoktur. Ålemler ise, Allah'tan başkasının sayamayacağı kadar çoktur. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Rabbin'in ordularını, kendisinden başkası bilmez." (el-Müdessir, 74:31). İnsanın âlemler hakkında bilgi sahibi olması, idrak vasıtalarıyladır. Her bir idrak da insanın onunla mevcudattan bir âlemi tanıyabilmesi için yaratılmıştır. Burada âlemler derken var olan şeylerin kategorilerini kastediyoruz. İnsanda ilk yaratılan dokunma duyusudur. Bu duyu ile sıcaklık, soğukluk, yaşlık, kuruluk, yumuşaklık, sertlik vb. gibi var olan şeylerin türlerini idrak eder. Dokunma duyusu kesinlikle renkleri ve sesleri algılayamaz. Hatta dokunma duyusuna göre bunlar yok hükmündedir. Sonra insanda görme duyusu yaratılmıştır. Bununla renklerin ve şekillerin farkına varır. Görme duyusu, duyularla algılanabilen âlemlerin en geniş olanıdır. Sonra işitme duyusu açılır; bu sayede sesleri ve nağmeleri işitir. Ardından insanda tatma duyusu yaratılmıştır. Duyular âlemini aşıncaya kadar bu böyle devam eder. Yaklaşık yedi yaşlarında iken onda temyiz gücü yaratılır. Bu, onun varlığının aşamalarından başka bir aşamadır. İnsan bu aşamada duyular åleminin ötesindeki şeyleri idrak eder ki bunlardan hiçbiri his âleminde bulunmaz. Sonra başka bir aşamaya yükselir. Burada onun için akıl yaratılır. Böylece varlığı zorunlu (vācibât), mümkün (cáizát) ve imkânsız (müstahilát) olanlarla daha önceki aşamalarda bulunmayan şeyleri idrak eder. Aklın ötesinde diğer bir aşama daha vardır. Bu aşamada başka bir göz açılır ki insan bununla gaybı, gelecekte olacak şeyleri ve aklın kavrayamadığı başka şeyleri görür.
Sayfa 113 - Ketebe Yayınları
Alıntı