Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
Bir şeyi kesin delille ortaya koymak ilim, doğrudan doğruya bu hali yaşamak zevk, duyma ve deneme sonucu hüsnüzanla kabul etmek de imandır. Bunlar üç derecedir: "Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilmiş olanları derecelere yükseltir." (el-Mücâdele, 58:11.) Bunların dışında câhil kimseler de vardır ki onlar bu hâlin aslını inkâr eder ve söylenenler karşısında hayrete düşerler. Anlatılanları dinler ve alay ederek "Hayret! Bunlar nasıl da saçmalıyorlar!" derler. Yüce Allah böyle kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır: "Onlar arasında seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından ayrıldıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara 'Biraz önce o ne demişti?' diye sorarlar. Bunlar, Allah tarafından kalpleri mühürlenmiş, hevâ ve heveslerine uyan kimselerdir." (Muhammed, 47:16.)
Sayfa 109 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Söz konusu hâlin kendisini farklı kıldığı kimse şundan fazlasını söylememelidir: "Olan oldu, ama ne olduğunu hatırlamıyorum Dolayısıyla hayır düşün ve bir şey sorma!" Sözün kısası, bundan bir şey tatmamış olan kimse peygamberliğin hakikatini anlayamaz. Onun anladığı sadece isimden ibarettir. Velilerin kerametleri de gerçekte peygamberlerin başlangıçtaki hålleri gibidir. Nitekim Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ilk häli de böyleydi. Hira Dağı'na gittiğinde orada Rabbi'yle yalnız kalır ve O'na ibadet ederdi. Hatta Araplar "Muhammed Rabbi'ne âşık oldu!" diyorlardı.
Sayfa 107 - Ketebe Yayınları
Alıntı
İnsanlar Sûfilerin Yolunu Nasıl Tanımlayabilirler?
Bu yolun temizliği -ki şartlarından ilkidir- kalbi Yüce Allah'tan başka her şeyden bütünüyle temizlemektir. Bunun namazdaki iftitȧh tekbirine benzeyen anahtarı, kalbin Yüce Allah'ın zikrine garkolmasıdır. Bu yolun sonu ise bütünüyle Yüce Allah'ta fânî olmaktır. Fenå fillâh tasavvufun başlangıcı açısından, neredeyse çalışıp çabalama ve irade ile elde edilecek olan makamlara nispetle yolun sonudur. Ama gerçekte yolun başıdır. Dolayısıyla bu mertebeden öncekiler salik için yola giriş mahiyetindedir. Yolun başından itibaren mükâșefe ve müşahedeler başlar. Hatta sûfiler yakaza hâlinde iken melekleri ve peygamberlerin ruhlarını müşahede ederler. Onların seslerini duyarlar ve onlardan pek çok fayda elde ederler. Sonra suretleri ve görüntüleri görme hâlinden sözle ifade edilemeyecek derecelere yükselirler. Bunları anlatmaya çalışanlar ise kaçınılması mümkün olmayan apaçık hatalara düşebilirler.
Sayfa 105 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Gerçekleştirdiğim bu halvetler esnasında bana pek çok şey keşfolundu. Bunları saymak ve mahiyetini dile getirmek mümkün değildir. Ancak faydalı olması açısından bir kısmını anlatacağım. Kesin olarak anladım ki Allah'a giden yolda yürüyenler özellikle sûfilerdir. Yaşantıları en güzel, yolları en doğru, ahlâkları da en temiz olan onlardır. Hatta onların yaşantıları ve ahlâklarında en ufak bir değişiklik yapmak ve daha güzeliyle değiştirmek için akıl sahiplerinin aklı, hikmet ehlinin hikmeti ve şeriatın sırlarına vakıf olan âlimlerin ilmi bir araya gelse yine de bunu başaramazlar. Çünkü süfilerin gerek zâhir ve gerekse bâtınlarındaki hareket ve sükûnları, nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yeryüzünde peygamberliğin nurunun ötesinde kendisiyle aydınlanacak başka bir nur yoktur.
Sayfa 105 - Ketebe Yayınları
Alıntı
Dünya tutkularının çekiciliği ile ahiretin çağrıları arasında gidiş gelişim 488 yılı Receb ayının (Temmuz 1095) başından itibaren yaklaşık altı ay sürdü. Bu altı ayda iş artık tercih etmekten çıkıp zorunlu bir hål aldı. Çünkü Allah dilime kilit vurmuştu; öyle ki ders veremez håle gelmiştim. Farklı yerlerden bana gelen öğrencilerimin gönüllerini hoşnut etmek için bir gün kendimi ders vermeye zorladım ancak bir kelime dahi söyleyemedim; buna kesinlikle gücüm yetmedi. Dilimdeki bu tutukluk kalbimde hüzne sebep oldu. Üzüntünün tesiriyle sindirim gücüm kayboldu, yemeden içmeden kesildim. Ne bir yudum boğazımdan geçiyor ne de yediğim bir lokmayı sindirebiliyordum. Bu durum gücümü kaybetmeme neden oldu. O kadar ki tabibler tedaviden ümitlerini keserek şöyle dediler: "Bu, kalbe gelen bir durumdur; oradan da mizaca sirayet etmiştir. Kalbe isabet eden üzüntü giderilmedikçe tedavisi mümkün değildir." Sonra güçsüz kaldığımı hissedince ve iradem de tamamen kaybolunca, hiçbir çıkar yolu kalmayan çaresiz kimse gibi Yüce Allah'a sığındım. Dua ettiklerinde çaresizlerin duasını kabul eden Allah benim de duamı kabul etti. Makam, mal, aile, çocuklar ve dostlardan vazgeçmemi bana kolaylaştırdı..
Sayfa 101 - Ketebe Yayınları
Alıntı