İnsanlar birbirini neden öldürüyor, neden kan ve gözyaşı dökülüyordu? Neden herkes kendini haklı karşısındakini haksız görüyordu? Gerçek neydi? Biri çıkıp da tetiği çekenin sadece kendisi olduğunu iddia edebilir miydi? Dünyaya hakemlik edebilecek hiç kimse yoktu!
Bütün hayaller öyle değil midir zaten? Önce zihnimizde belirir, sonra da kök salamamış ağaçlar gibi yıkılıp giderler. Yine de hayalsiz yapamayız; iyiyle kötü arasındaki farkı anlayacağımız yolda yürüyebilmek için hayallere ihtiyacımız var.
Oysa ergenlik yaşlarıma dönüp, "Başkası ne der?" diye düşünerek hareket eden hâlimden kurtulup "Ben ne derim?" diyen cesur bir delikanlı olmak isterdim.