Yaşadığımın farkında bile değilim. Gençlik belki de bu. Yaşadığının farkında olmamak, genç olduğunun, alımlı olduğunun farkında olmamak.
Ne çok üzmüşüm kendimi çok gençken. Birden bunu düşündüm. Belki de hayatımın tüm akışı bu yüzden değişmiş. Duygu dolu ruhum, fırtınada çırpınan bir tekne gibi oradan oraya atmış beni. Hep bir liman aramışım. Benim olan bir sevgi istemişim. İnanmışım. Ne çok İnanmışım. Üzülmüşüm. Üzmüşüm kendimi. On sekiz yaşım bir fırtına gibi geçmiş. Uykusuz geceleri, acıyı, bunalımı öğrenmişim.
Sonra belki içimdekini kağıda dökmek bana bir çeşit ferahlık verir. Mesela şu sıralar çok eski bir hatıra beni son derece bunaltıyor. Geçen gün kafamda bütün açıklığıyla canlanıverdi ve o zamandan beri de insanın yakasına yapışıp bir türlü aklından gitmeyen hüzünlü bir musiki nağmesi gibi adamakıllı rahatsız etmeye başladı. Halbuki ondan kurtulmam lazım. Buna benzer yüzlerce hatıram var; zaman zaman bunlardan biri durup dururken canlanıp beni ezmeye başlıyor. Nedense yazmakla onu defedeceğime inanıyorum. Denemekten ne çıkar sanki?