‘ buKet ོ ⠀ོ⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀

‘ buKet ོ ⠀ོ⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀
Mavi ,kitap ,çay ,kedi,papatya ve Oğuz Atay
Yaşayan mı şanslı yaşayamayan mı ?
Puan vermedi·96 syf.··
2025 10. kitabı
Belki de insanın en büyük pişmanlığı, yaşarken sevmediği hayatı fark etmesidir. İşte bu yüzden kitap bittiğinde şu soru zihinde bir çivi gibi kalıyor: Ben gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece zaman mı tükettim? Marquez’in yarattığı bu dünya, iki yarım ruhun yanlış zamanda birbirini bulma hikâyesi. Kız masumiyetin, sessizliğin ve dokunulmamışlığın simgesi. Adam ise yorgunluk, deneyim, kabuk ve geç fark edişin gölgesi. İlişkileri sorularla dolu: Ahlaki bir sapma mı? Problemli bir bağ mı? Yoksa derin bir yakınlık mı? Keskin bir cevap yok. Rahatsız eden tarafı bu oldu. Ben kızdım, ama yargılamadım. Çünkü karakterler birey değil; birer semboldü. Adam hayatı boyunca her şeyi satın almış birisi ama sonunda satın alamayacağı bir şeye yenildi: Saflığa, inceliğe, içtenliğe. Bu ironiye gerçekten kimler inanır ? Hikâye kısaydı, ama bıraktığı etki uzun. Bazı satırlar sordurttu, bazıları düşündürdü. Ve evet — Marquez beni mutlu etmek için yazmadı Çünkü çoğu insanın aşk dediği şey zaten yaradan başlar. Ve sonra asıl soru geldi kitabın sonunda Bir insan aşkı hayatının sonunda bulursa geç mi kalmıştır? Yoksa en azından tadabildiği için şanslı mıdır ? Belki bu sorunun cevabı da zaman gibi: göreceli. Peki ya, Sevgi bedenden önce mi gelir, sonra mı? Doğru zaman var mıdır? Aşkta mutluluk mümkün müdür, yoksa sadece kısa bir yanılsama mıdır?
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·96 syf.··
2025 10. kitabı
Gabriel Garcia Marquez
6.3/10 · 25bin okunma
Puan vermedi·139 syf.··
2024 13. kitabı
·
150 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2024 22:23
Kör kabulü değil, düşünen inancı hatırlatan rahatsız edici bir kitap oldu benim için. İnsanın “öyle inanmak istiyorum” dediği duvarı sarsıyor. Belki de Saramago, “inanma” biçimimizi değil, neden inandığımızı sorgulatıyor. “Efendinin basiretsizliği akıl alır gibi değil çünkü eğer söz konusu meyveyi yemelerini gerçekten istemiyorduysa, çaresi çok kolaydı, o ağacı hiç dikmemesi ya da başka bir yere dikmesi veya etrafını dikenli telle çevirmesi yeterliydi.” Çarpıcı bir cümleydi benim için… Ama aslında Tanrı’yı eleştirirken, insanın kör itaatini hedef alır. “Tanrı hata yapabilir mi?” diye sormaz; “Biz neden her şeyi açıklamasızca kabul ederiz?” diye sorar. “İnsanların neden ve ne için olduğunu bilmeden hayatta çocuk yapmaktan başka amaçları olmaması ne kadar üzücü.” Yaşamakla var olmanın farkını hatırlatır bu satır. “Soyu devam ettirmek” için yaşayan ama neden yaşadığını bilmeyen insanın boşluğunu anlatır. “İnsanoğlunun tarihi, Tanrı’yla olan anlaşmazlıkların tarihidir.” Benim için en vurucu cümle buydu. Hem Tanrı’nın hem insanın birbirini tam anlayamadığı, ama birbirinden de kopamadığı o varoluşsal düğümü özetliyor. Özetle; José Saramago’nun Kabil romanı, inançla akıl arasındaki o kadim çatışmayı yeniden gündeme getiriyor. Kutsal metinleri baştan sona bir sorgulama masasına yatırıyor; ama bunu saldırgan değil, mantığın soğukkanlı sesiyle yapıyor.
Duygu ve Düşünce
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,2bin okunma
Beni ‘herkes’ zanneden biri, beni hiç tanımamış demektir.”