En Mavi Göz
okuduktan sonra “iyi ki okudum” dedirten değil,
“keşke bu kadar doğru olmasaydı” dedirten bir roman oldu.Benimle olan yolculuğunda “Bu kızın başına gelenlerde senin payın olsaydı, fark eder miydin?”sorusunu sordum ?
Sahi kaçımız fark ederdik ?
En Mavi Göz, küçük bir siyah kız çocuğu olan Pecola Breedlove’un, “mavi gözlere sahip olursa sevileceğine” inanacak kadar kendinden nefret etmeyi öğrenmesini anlatır.Bu bir “çocuk hikâyesi” değil.
Bu, toplumun bir çocuğun ruhunu yavaş yavaş nasıl parçaladığının hikâyesi.Pecola çirkin olduğu söylendiği için değil;
beyaz olmanın güzel, siyah olmanın eksik sayıldığı bir dünyada büyüdüğü için kendini değersiz hisseder. Mavi göz istemesi bir süs arzusu değildir.
Bu bir hayatta kalma çabasıdır:
“Eğer onlar gibi olursam, bana da zarar vermezler.”
Güzellik algısı masum değildir, öğretilir.Irkçılık sadece dışarıdan gelen bir şiddet değil, insanın içine yerleşir.Aile sevgisizse, toplum acımasızsa çocuk bunu “kader” sanır.En tehlikeli şiddet, bağırmayan ama sessizce insanı yok eden şiddettir.
Romanın merkezi Pecola’nın başına gelen tekil felaketler değil;
insanın insana, en çok da en yakınına, nasıl zarar verdiğidir.
#enmavigöztonimorrison
iyi okumalar.