"Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben."
Kitabı eline alır, incelersin. Sayfaları şöyle bir açar koklar, kitabın kokusunu içine çekersin. Ben çok severim mesela kitap kokusunu. Yeni basılmış ya da sararmış bir kitapsa muhteşem bir kokusu olur. Açar bir göz atarsın içine. Olur ya ilk cümle olarak böyle bir cümle çarpar gözüne. Hadi gel de okuma şimdi bu kitabı!
"Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını." (s. 7)
Şükrü Erbaş!
Nasıl bilirsiniz?
Ben çok iyi bilirim mesela, hele ki şiirlerini...
Zamanında az can çekişmedim dizelerinde.
Aralara serpilmiş satırlar da şiirlere güzellik katıyordu adeta. Satır demişken orada duralım! Ele aldığımız eser şairin düzyazı şeklinde kaleme alınmış bir eseri. Şiirlerine o kadar alışmıştım ki biraz yadırgamadım değil. Ama okudukça çekti içine. Hele bir de onun kaleminden imzalıydı. Okumadan duramazdım. Yeniden teşekkürü borç biliyorum buradan bana bu kitabı imzalı olarak ulaştıran arkadaşa. 1000Kitap deyip geçmeyin, nice güzel yürekler barındırıyor içinde!
"Farkında mısınız bilmem, kimse kendi acısını bile duymuyor artık." (s. 132)
"İyi günler bile acı vermeye başlamıştı." (s. 126)
"Garip değil mi, yaşadığı acıları bile özlüyor insan." (s. 95)
Sahi, acıyla ilgili ne kadar cümle var içinde.
İçimizde de ne kadar acı var değil mi?
Hangisini paylaşsam o kadar ilgi gördü ki...
Biliyorum bolca acı var içinizde.
Belki de acılarımız yakınlaştıyor bizi birbirimize.
Yıllarca tartışıldı; sanat sanat için yok efendim toplum için. Sanatçının topluma karşı görevleri vs. Kendi hayat görüşünü açık açık yansıtmış eserinde Şükrü Erbaş. Hatta bazı cümleler o kadar gerçeği yüzümüze çarpar nitelikte ki neden toplum olarak bu halde olduğumuzu