“Artık hiç bir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten hiç bir şey yapmak istemiyorum. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Korkuyorum. Hiç bir şey yapmak istemediğim için kötü bir şey yapmak istemiyorum.”
Kemal, Füsun'u değil onun temsil ettiği şeyleri seviyordu. Gençligi, spontan olmayı, "yapılması gerekeni değil, yapmak istediklerini" yapmasını. Onun eşyalarını, dokunduğu nesneleri ve hareketlerini…
Kemal, Füsun'u değişmeyen bir kutsal olarak kabul etti. Füsun ise şartlar sunarak, talep ederek, sorun çıkararak "görülmek" için ne kadar çabalasa da bunu alamadı. Halbuki Kemal, sözde onu görüyor ve seviyordu. İnsan görmediği birini sevebilir miydi?
“İnsanlar yaşayamadıkları duyguların adını nesnelere verirler.” Ve buna örnek olarak da: “Merhametin olmadığı bir yere Merhamet Apartmanı, masumiyetin olmadığı bir hayata Masumiyet Müzesi denmişti.”