İnsan doğası, kendisi için bir yaşam üslubu geliştirip onu
pekiştirmesini sağlayacak çok çeşitli olanağa sahiptir; bunların en
önemlilerinden biri de kendisine el uzatacak duyguları ruhunda
uyandırma yeteneğidir. Gece gündüz bu işle uğraşıp durur insan ama
geceleri belki bu işe daha bir canla başla sarılır.
Benzetmelerden yararlandığımızda her seferinde mantığa aykırı bir şey,
duygusal bir şey sızar işin
içine. Küçümsediği birine ateş püsküren kişi şöyle diyebilir: "Bir
solucandan farksız. Ayağının altına
alıp ezeceksin adamı!" Böyle bir benzetmeyle içindeki öfkeyi besleyip
büyütmeye çalışır.
Benzetmeler dilde yararlanılan olağanüstü araçlardır ama bunlara
başvurmamız, her zaman kendi
kendimizi aldatma tehlikesiyle bizi yüz yüze getirir. Yunan
yiğitlerinin savaş alanında nasıl aslanlar
gibi ileriye atıldığını anlatan Homeros, bu betimlemeleriyle
olağanüstü güzellikte bir tablo sunar
bize. Bu tablo karşısında, onun gerçekte toza toprağa bulanmış bu
zavallı askerlerin savaş alanında
nasıl sürüne sürüne ilerlediğini dile getirmek amacını güttüğünü
düşünebilir miyiz? Hayır, Homeros
bizden askerleri hayalimizde aslanlar gibi canlandırmamızı ister.
Askerlerin gerçekte aslan
olmadıklarını biliriz ama ozan, askerlerin nasıl güçlükle
soluduklarını kan ter içinde kaldıklarını
nasıl yeniden cesaretlerini toplayıp ileriye atılmak ya da bir
tehlikeden kaçmak için zaman zaman
durakladıklarını, silahlarının nasıl eski şeyler olduğunu ve daha buna
benzer bir sürü ayrıntıyı
anlatsaydı, anlattıkları bize hiç de çarpıcı gelmezdi. Benzetmelerden
yararlanılmasının nedeni,
bunların güzel olmaları ve hayal gücümüz üzerinde uyarıcı etki
yapmalarıdır. Ancak şunu belirtelim
ki hatalı bir yaşam üslubuna sahip kişinin benzetme ve simgelere
başvurması her zaman sakıncalıdır.
Düşün ödevi, karşımıza dikilen güçlükleri göğüsleyip bir çözüme
kavuşturmaktır. Artık uykuda
usumuzun güçlüklerle nasıl başa çıkmaya çalıştığını yavaş yavaş
görebiliriz. Durumu tümüyle
kavrayamadığımız için, güçlükler düşte, olduklarından daha hafif gelir
bize, düşte sunulan çözüm de bizden fazla bir çaba göstermemizi
beklemez. Demek oluyor ki düşün ödevi, düşü görenin yaşam üslubunu
destekleyip pekiştirmek ve içinde bu üsluba uygun duyguları
uyandırmaktır. İyi ama neden desteklenmeye gereksinim gösterir yaşam
üslubu? Ona kim ne yapabilir ki? Yaşam üslubuna zarar verebilecek
güçler gerçeklik ve mantık olabilir ancak. Dolayısıyla düşlerin amacı,
yaşam üslubunu mantığın beklenti ve zorluklarına karşı korumaktır.
Buradan yola koyularak ilginç bir sonuca ulaşabiliriz: Mantığın
yasalarına uygun olarak çözemediği bir sorun karşısında bulunan kişi,
düşlerinin ruhunda uyandırdığı duygulara başvurarak kendini
güçlendirebilir.