Aşk her şeyden evvel bir hissi alışkanlıktır. Gözlerimiz belki bir güzelin yüzüne alışır; muhayyilemiz belli bir hava içinde sarılı kalır; kalbimiz yalnız bir sesin, bir ismin tiryakisi olur ve işte bunu değiştirmek zorunluluğu başgösterince insan kendini çırılçıplak soyulup evinden sokağa atılmış kimsesiz avare yaşamaya mahkûm olmuş hisseder.
Unutmak, kişisel acılarımız için belki yaşama gücü verir ama toplumsal acılarda unutmak, ipimizi kendi elimizle cellâdımıza teslim etmekten başka bir anlam taşımaz.
Bütün bir toplum, aptal bir uyuşukluk içinde kötülüğün kendi kendini yok etmesini bekliyoruz. Geçecektir elbette, biliyorum. Geçmişin nasıl büyük bir mezarlık olduğunu kitaplardan önce hece taşları söylüyor bize.
"...Seni yönetmeye başlar, mantık kaybolur, doğru dürüst düşünemezsin bile. Birine aşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da."
...dolayısıyla istediklerini yapmakta çok daha özgürdüler, özellikle de kötülük yapmakta, ki, herkesin bildiği gibi, kötülük, daima en kolay yapılan şeydir.