Eda

Charlemagne, D. Friedrich von Hohenstaufen, Şarlken, Bonaparte ve Hitler, her biri kendi tarzında, evrensel bir imparatorluk fikrini hayata geçirmenin cazibesine kapılmışlardır: Az veya çok talihli çıkmışlar, hepsi de başarısızlığa uğramışlardır. Artık bu fikrin sadece istihza veya rahatsızlık uyandırdığı Batı, şimdi fetihlerinin utancıyla yaşamaktadır; ama ne tuhaftır ki tam da kendi içine kapandığı anda, formülleri baskın çıkmakta ve yayılmaktadır; kendi iktidarına ve üstünlüğüne karşı yöneltilen bu formüller, Batı’nın sınırları dışında yankı uyandırmaktadır. Bir yandan mahvolurken öte yandan kazanmaktadır Batı. Yunanistan da zihin alanındaki üstünlüğünü, bir güç, hatta bir ulus olmaktan çıktığı zaman elde etmiştir; felsefesi ve sanatları yağmalanmış, ürünlerinin rağbet görmesi temin edilmiş, ama yetenekleri özümlenememiştir; aynı şekilde, Batı’nın da her şeyi alınmış ve alınacaktır, dehası hariç.
Tarih ve Siyaset
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kökensel bir itmeyle, neredeyse varlığının farkına varılmayan derinliklerden ortaya fırlayan dünyaya hükmetme hırsı, sadece bazı bireylerde ve bazı dönemlerde ortaya çıkar; içinde tezahür ettiği ulusun niteliğiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur:
Felsefe-Düşünce
Ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, yine de mutsuzdular, zira ötekileri tir tir titretmeye doymuyorlardı. İçimizdeki kötü cinin, ideal durumun çevremizi boşaltmak olduğuna bizi ikna eden kötü cinin yansıması gibi değil midirler? Bir imparatorluk da böyle düşünceler ve böyle içgüdülerle oluşur;
Felsefe-Düşünce
- özellikle de hepimizin içinde bulunan kötü filozofun ferahladığı, benimse uzaklaşmak istediğim, sahte meselelerin alanı olan siyasette... Bundan uzak durmak istememin, gözümde bir vahiy mertebesine yükselen bariz ve alelade bir nedeni var: Siyaset sadece insanın etrafında döner. Varlıklardan aldığım keyfi yitirmiş olmakla birlikte, yine de şeylerden keyif almak için yırtınıyorum; onları benden ayıran mesafeye zoraki tâbi olduğumdan, gölgeleri üzerinde çalışıyor ve kendimi tüketiyorum. Akıbetleriyle kafamı kurcalayan o uluslar da birer gölge; kendilerinden ziyade, şeklü şemaili belli olmayan şeylerden, bütünlüklerden ve simgelerden öç alma bahanesi sağladıkları için böyle bu.
Felsefe
Şiddeti seven uğraşsız insan, soyut bir cehenneme kapanarak hayat becerisini korur. Bireyi bir yana bırakır, isimlerden ve suratlardan kurtulur, belirsizliğe, genele yüklenir ve yok etmeye susamışlığını elle tutulamayana yönelterek yeni bir tarz tasarlar: Konusuz yergi.
Felsefe