“Bilgiye, ruhani ve uygarlaştırıcı yeteneğini veren de budur. "Aydınlanma nedir?" diye sorar Kant. İnsanın, azınlığının dışına çıkışıdır, diye cevap verir ve bundan sadece bilgiyle çıkılır: "Sapere audel Bilmeye cesaret et! Kendi öz sağduyunu kullanma cesaretini göster. İşte, Aydınlanma'nın özünü dile getiren söz." Asla ahlakçı olmasa da (tanımak yargılamak değildir, yargılamak tanımak değildir), yine de bütün bilgi bir ahlak dersidir:”
“Herkesin gerçeği kendine" mi? Eğer bu doğru olsaydı artık hiçbir şekilde gerçeklik olmayacaktı; çünkü gerçek sadece evrensel olması koşuluyla değerlidir.”
“İyi insan olmak" (ahlak) yeterli değildir. Aynı zamanda, insancıl bir toplum yaratmak da gerekir (kimilerine göre insanı oluşturanın toplum olduğu düşünülürse) ve bunun için de onu sürekli yeniden yapılandırmak gerekir, en azından kısmen. Dünya durmaksızın değişmektedir; değişmeyen bir loptum, kendini yok olmaya bırakmış demektir. O halde hareket etmek, mücadele etmek, kafşı koymak, keşfetmek, korumak, değiştirmek gerekir”
“Cömertlik: Ahlaki erdem. Dayanışma: Siyasal erdem. Dev-let'in en büyük işi, bencillikleri düzene sokmak ve toplumsallaştırmaktır. Devlet, bundan dolayı gereklidir. Bundan dolayı, Devlet'in yeri doldurulamaz. Siyaset ahlakın, ödevin, sevginin saltanatı değildir. Siyaset güç ilişkilerinin ve fikirlerin, menfaatlerin ve menfaat çatışmalarının saltanatıdır.”