Baz, taksinin penceresinden, meraklı gözlerle, şaşkın bir ifadeyle kaldırımlarda yürüyen insanlara bakarak, kendi hayatını düşünüyor. Baz'ın varlığından şimdi kimin haberi var? Ne yaptığını kim biliyor? Yaptıklarını, fedakarlıkları kim takdir ediyor? Yirmi yıldan beri o unutulmuş cehennemde, ölümün yanıbaşında, ateşin içinde, canını dişine takarak çalışıyor. Hayatını vatan, devlet, millet için, şimdi itişip kakışarak gidip gelen bu insanlar için, onlar daha rahat uyusunlar diye, daha iyi yaşasınlar diye harcıyor. Ne gecesi var, ne gündüzü, ne eşi, ne dostu, ne karısı, ne sevgilisi var. Her şeyini, ama her şeyini bu insanlar için feda etmiş. Ama bunu kim biliyor! Tüm bu fedakarlıkların karşılığı var mı? Yok! Sadece küçük bir maaş, sadece gecenin karanlıklarına gizlenmiş bir hayatın sundukları kadar. Sadece korku, tedirginlik, kin ve nefretin adı olan bir ünvan. Ya bir insan gibi yaşamak, diğer insanlar gibi eğlenmek, gülmek? Sıcak bir evde, çoluk çocukla birlikte, eş dostla bir gece geçirmek. Akşamları nehir kıyısında yürüyüşe çıkmak. Sivil elbiselerin içinde özgürce hareket etmek. Aşık olmak. Müzik dinlemek, şiir okumak... Yüreğinin peşine takılmak. Özgürce yaşamak...