Birisi bana bir keresinde " Otuz yıllık okuman sana ne getirdi? " diye sormuştu.
şöyle tasvir etmiştim:" O muazzam eserleri her okuduğumda, beni alıp uzak diyarlara götürdüler. Ürkek bir çocuk gibi, onların elbiselerinden çekiştirerek adımlarını takip ederdim, zamanın sonsuz nehrinde yavaş yavaş yürüdüm, bu sıcacık ve değişik duygularla dolu bir yolculuktu.
Onlar beni alıp götürür, sonra tek başıma geri gönderirlerdi.
Döndükten sonra fark ederdim ki aslında onlar sonsuza dek benimle olacaklardı..."
Devlet'in çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... ne lâf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yanlız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur.
Ama öte yandan bu insanlar da devlet olmadan yaşayamazlar: sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmelidirler.
Her şey buna bağlı!
Asıl mesele bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur...