Nerden başlasam… O kadar çok şey var ki.
Öncelikle yazarın kalemini beğendimi söylemek istiyorum. Böyle bir dünya yaratmak, her detayıyla birlikte zor olmalı. Evrenin işleyişi, hikayenin akışı su gibi akıyor hiç bir yerinde sıkılmıyor insan. Bunları ne kadar sevsemde bu kitapta beni sinir krizlerine sokan kısımlarıda yok değildi. Mesela Tairn güya tüm kıtanın en korkulan ve güçlü ejderhalarından biri ama bağlandığı insana beş gündür ulaşamıyor ne hikmetse gram endişelenmiyor. İletişimi sağladığı anda ise ona işkence edenin ejderhasını yakalamaya çalıştığından bahsediyor. Ya da Vi’nin başı ne zaman derde girse amerikan aksiyon filmlerindeki polisler gibi olaylar bitiyor ve o zaman ortaya çıkıyor. Bu kısımlar beni kitaptan soğuttu açıkçası. Yazar kendiyle çok çelişmiş. İlk kitaptan beri en güçlü, en korkulan ejderhalardan biri olarak bahsedilen bir ejderhadan böyle bir performans görmek can sıkıcıydı. Bununla birlikte Violettan da bahsetmek istiyorum biraz. Onu övebileceğim tek kısmı zekası olacak maalesef. Ne kadar zeki olsada yine Tairn gibi ilk kitaptan beri tüm arkadaşları ve hocaları tarafından ne kadar zeki, ne kadar cesur biri gibi bahsedilsede ben bu kitapta bunu göremedim malesef. Savaş brifinglerinde düşüncelerini kendine saklaması, arkadaşları ile bir görevdeyken katkı yerine çoğu yerde köstek olması ve Xadenla ilişkisinde ilk kitapta saygımı kazanan mantığını bu kitapta kaybedip tamamen lise ergenleri gibi davranması beni kendinden bayaa bi soğuttu. Her olaya mide bulantılarıyla başlamasına ve anksiyetesine biraz dur demeli artık. Mühür gücünü kullanmayı ve kontrol edebilmeyi öğrenmesi gerekiyor. Elinde bu kadar büyük bir güç varken ne yapacağını bilmeden ortalıkta dolanması diğerlerine zarar.
Son olarak Xaden. Ahh.. Xaden. İlk kitapta çok bahsedilmediği