Haziran ayının son haftasıydı... O gün hava güneşli ve sıcaktı. Köhne otobüsün camına başımı dayamış, dışarıyı seyretmeye koyulmuştum... Topraklar olabildiğince yeşillikti bizim buralarda. Hatta uzayıp giden dağlar bile yeşillikti. Ama bu yeşilliğin içinde insanların yürekleri çoraktı, acımasızdı. Ne de olsa burası bir Balkan ülkesiydi. Bal ve kan ülkesi...
"Unutma... insan kendi dünyasında hem kalabalıktır hem de yalnız."
Bu sefer ona vereceğim bir cevabım vardı.
"Yalnız değilim, kalabalığım. Ama kalabalıkta tek başımayım."
"Böyle mi hissediyorsan?"
"Evet... aynen böyle hissediyorum. Ayrıca bir suçluluk duygusu da hissediyorum. Ne ben kimseyi hak ediyorum, ne de kimse beni. Aslında çok şey verebilecek biriyim, ama veremiyorum."
"...Halbuki adımı telaffuz edebilecek bir düşmanım olsun isterdim. Bize sadece 'Baliya' diyorlardı. Biz Sırplara ne kötülük ettik ki bir av hayvanı yerine koydular bizi?"