O içi boş taç çevreler fani şakaklarını her kralın
Ölüm yaşar o tacın içinde, gülerek bakar kralın haline
Sırıtır, alay eder haşmetiyle
İzin verir bir nefeslik saltanatının sürmesine
Korku salmasına insanların yüreğine
Doldurur aklını gösterişle, kibirle
O incecik etten zırhının asla delinmeyeceğini düşünmesine.
Derken gelir ölüm küçücük bir iğneyle
Yıkar kalesinin duvarlarını ve elveda kral
Çıkarmayın şapkanızı önümde,
Göstermeyin bu hürmeti ete kemiğe
Bırakın saygıyı, geleneği, her türlü merasimi, vazifeyi
Çünkü bunca zaman yanlış tanıdınız beni
Ben de ekmekle yaşarım, arzularım var benim de, çekerim üzüntüde, muhtacım yârenliğe.
Durum böyleyse, bana nasıl dersiniz? Kralsın işte.